25 Şubat 2014 Salı

Üç Bisiklet, Bir Kano: Gemiyi Karadan Yürütmek

Yeni bir tur yazısı. Başlayalım.

Cuma akşamı:

Tura gideceğiz ama hiçbir hazırlık yapmamışız.

-Sefa, olm biraz hareketlensen?
-Sen kalk, ben de kalkacağım abi.
-Sen kalk da ne lazımsa bir araya toplayalım geceden. Yarın geç kalırız yoksa.
-Yaparız abi, dur işim var.

Cumartesi sabahı:

Böyle tükettik geceyi. Midtown Madness 2 oynadık bol bol. Sabah uyandığımızda yumurta deliğin dışında, yer çekimine meydan okuyordu! (Ferhan Şensoy’dan arak bir espri, orijinali için “40 Ambar” oyununu izleyiniz.)

-Olm Sefa, kalk lan!
-Tamam abi.

Heybeler hazırlanacak, ne alsak ki yanımıza? Polar alalım, hava soğuk olacak. Bir tane yetmez, bir Sefa’ya, bir de bana. Oh mis, gece üşümek yok. Bol bol da kıyafet aldık mı tamamdır! Yiyecekler? Off, daha markete gidilecek. Ne yiyeceğiz ki? Buluruz canım, panik yok. Fotoğraf makinesi kargoda, kaçta burada olur ki? Olmazsa fotoğraf makinesiz çıkarız. Daha bisikletlerin tekerini değiştireceğiz, geniş tekerler janta sürtüyor. Yapacak iş çok. Dün de Sefa’nın ön fren telini kopardık. Allah’tan dün koptu, yoksa bugün yolda kopacaktı. Zaten Sefa’nın elinin ayarı yok, ön freni sıksa, arka frenin teli kopar. Daha yedek malzeme alacağız, iç lastik, yedek fren teli, jant teli… Haydi Şefik amcam, aç şu dükkanı bugün, bizi Harput Motor’a mecbur etme. Haydi amcam, hem bütün kış kapatıp gittin dükkanı, kalakaldık sensiz.


Panik yok, her şey kontrol altında. Galiba.

Her şey tamam, eyvallah da, ya bu kano taşıyıcının bir yeri kırılırsa yol ortasında? Binanın önüne indirip iki tur atmakla olmuyor kalite kontrolü. Bir de yüklüyken görelim kaynak marifetini Yusuf Bey. Hey yavrum hey, olmaz öyle “Ben yaptım, oldu!” demekle.

Ramazan abi arıyor, ha çıktık ha çıkacağız sözde. Adam hazır abi, biz hala malzeme topluyoruz. Neyse ki kargo gelmiş. Şok’tan da alışverişimizi yapıp bölüme geçiyoruz. Lastikleri bir değiştiriyorum ki, kırk yıllık ustayım sanki. Acele işe şeytan karışıyor, jant düz ama lastik yamuk, uğraşsak iş uzayacak. “Kervan yolda düzülür, lastik yolda düzelir” deyip eve çıkıyoruz. Benim bisiklet bölümde (çalıştığım yer, gizli bisiklet garajım). Sefa’nınki de evde, daha gidip vites kolunu, lastiklerini değiştireceğiz. Kanoyu bölüme kadar o bisiklet çekecek, sonrasında benim bisiklete takacağız. Kırılmaz inşallah şu taşıyıcı. B planımız yok.

Ben bu lastik değiştirme işinde ustaymışım da haberim yokmuş. Şefik amcamın yanına çırak olarak girsem mi? 40 dakikada Sefa’nın bisikletini uzun yola hazır hale getiriyoruz. Gıcır bisiklet. Tam yük taşımalık.

Her şey hazır. Sefa da hazır. Hazırız. Evden indirdik her şeyi. Şimdi bölüme gidip her şeyi toplayalım. Geç kalacağız.




Bacaklar da bacak haa! Yürü koçum! Kampüsün girişinde Ramazan abi arıyor, ufacık bir yalan, 20 km ötsinde bir yer söylüyorum. Yola çıktık abi, ha 1 saat önce, ha 5 dakika önce. Takılmayalım ufak ayrıntılara.




Ramazan abi kahve istemişti, sade kahve. Mazot iç daha lezzetli.




Temiz enerji. Oh, mis!




Markete giriyoruz. Kahvaltı yapmadan yola mı çıkılır? Çıkılır. Bari enerji açığını kapatalım, bisküviler, kekler. Bir yerden sonra o kadar yapay bir tat veriyorlar ki… Market uzakta kaldı, kahve niye almadık lan? Olmaz, bir benzinliğe girelim, vardır orada.
Sefa gitti, çabuk gelse bari. Aydınlıkta durduğumuz her dakikayı karanlıkta sürerek geçireceğiz. Kavurma da yiyemeyebiliriz. Ramazan abi bizden erken varıp bekleyecek, ayıp olacak.

Hilalkent’e varmadan bir benzinliğe giriyoruz. Haydi koçum Sefa, o kahveleri almadan gelme!
Sefa kahve peşinde koşarken üç çocuk –yaşları ya 12 ya 13- ellerinde sigaralarla geliyor. Bize “uzaylı” rolü düşüyor onun dünyasında. Dünyası duman altı. Sigarayı 40 yıldır sigara için babam öyle çekmiyor. “Üzülsem mi?” diyorum onun için, buna ihtiyacı yok. Sigara istiyor. Sigara olmaz bizde. Atlarımıza binip uzaklaşıyoruz.

Kömürhan Köprüsü’ne kadar durmak yok. Tamam da, ben arkamdaki kanoyla nasıl ineceğim o yokuşu? Baradine pabuçlar işe yarayacak mı? Göreceğiz.
Yollar karanlık, şükür ki emniyet şeridi geniş. Hava tam karardığında inişe geçiyoruz. Ramazan abi varmış, “Gelirken kavurmanızı yiyin.” Diyor. Sabırlı adam.

Kavurma faslını geçip köprüye vardık. Köprü başında bir karakol var. Köprüde durmak yasak. İki şeritlik bu köprü Elazığ’ı Malatya’ya bağladığı için çok kritik bir noktada. Kamyonlar balatalarından duman çıkararak varıyor köprüye, sıkıysa geç önüne. Boş bir anda basıyoruz pedala, geçiyoruz Malatya’ya. Oh be!

Tabela başında fotoğraf çekmeyi hak ettik.







Ramazan abi karşılıyor bizi. Vardık sonunda.
Kamp yerimiz bir burnun ucunda, koca bir çam ağacının dibi. Çadırları kurup yakacak toplamaya çıkıyoruz. Kucak kucak kuru dal, yakacak sıkıntısı yok. Hava soğuk değil ateş yakacak kadar ama o olmadan da kampın zevki çıkmıyor.




Çadırlara dağılıyoruz.

Pazar sabahı:




O kadar güzel bir sabah ki, insanın canını sıkacak hiçbir şey yok. Arasan bulamazsın bir dert bile. Ses yok. Yerleşik hayata geçerek hata mı ettik? Çadır bize yeterdi be…




Ramazan abimin bisikleti:




Sefa'nın bisikleti:




Benim bisikletim:




Kano, ilk kez suya indirilecek:




Kahvaltı güzeldi. Fotoğrafı yok, o zevki tam olarak yansıtan bir fotoğraf çekilemiyor.




Ne yapalım? Kanoyu suya indirelim. Sefa, abim, tut ucundan!

Erzurum için kürek vakti:




Malatya için kürek vakti:




Sinop için kürek vakti:




Hamak, ateş, kürek, ağaç, göl, bisiklet…













Su son derece durgun, çok iyi yüzemememe rağmen karşı kıyıya geçmeliyim. Bu turu daha anlamlı hale getirmeliyim. Evet, yapmalıyım bunu.





Açılıyorum, yakın gibi duruyordu halbuki. Fotoğraf makinem? Geri dönsem, olmaz, artık çok geç. Gördüklerim orada kalacak. Karşıda bir adayı gözüme kestiriyorum. Hep özenirdim Ege’de, Akdeniz’de kürek çekenlere. Adalar, mağaralar… Burada da var. Az da olsa mutlu ediyor. Bir adayı kimseyi öldürmeden, şehri yağmalamadan fethetmek… Etrafında bir tur atsam da yeter aslında.

O da ne?

Merdiven basamakları mı var? Evet evet, merdiven bunlar. Adaya çıkmak farz oldu şimdi!
Merakımı yenemeyip yanaşıyorum adaya. Benim adam.

Basamakları tırmanıyorum. Kim bilir en son kimler çıktı bu basamaklardan. Çıktıkça yeni sürprizler. Aşağı doğru inen, içine basamaklar oyulmuş bir mağara. Merakım artıyor. Daha neler var kim bilir! Tecrübeli bir göz neleri görebilir burada kim bilir! Ters kubbe şeklindeki oyuklar, üç-dört tane. Ne amaçla oyulmuş bunlar? İki metre eninde, 3 metre genişliğinde bir çukur. Hemen dibinde tam bir mezar boyutlarında bir çukur daha.

Bir dahaki sefere fotoğraf makinem olmadan çıkmayacağım bu adaya. Basamaklardan inip kanoya biniyorum. Kürek, kürek, kürek… Bir de su sesi.

20 dakikada bizimkilerin yanındayım, biri hamakta, biri ateş başında. Herkes halinden memnun, para hırsı yok, trafik yok, kavga dövüş yok.




Öğle yemeğini yiyip yola çıkmaya karar veriyoruz. Geç kalmamalıyız.




Kaşar, domates, zeytin, közlenmiş biber, tulum peyniri, tahin-pekmez, ekmek, çay…




Hazırlıklar başlıyor. Saat yine ikiyi buldu.

Ayrılık vakti.




Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...




Yolculuk hikayesinde sadece bu üç kişi yok. Yolda konuştuğunuz insanlar da katılıyor hikayeye. Herkesin iletişim yöntemi farklı. Kimi gelip bisikleti tartmaya çalışırken deviriyor, kimiyse hakaret ediyor. Ersin Meriç ve Emin Celebcioğlu ise bu iki grubun dışındalar. Onlar “Deli misiniz?” demiyorlar, “Ayağınıza sağlık!” diyorlar, “Başarılar!” diyorlar. Biz de onları unutmamak için beraber fotoğraf çekiyoruz.




16 kilometre boyunca yokuş tırmanmak… Bir saniye bile düşünmüyor insan “Neden çıktım bu yola, ne gerek vardı?” diye. Hava kararıyor, köpekler havlıyor. Yol uzadıkça uzuyor:




Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi.
Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.

Hankendi’ye vardığımızda Elazığ’ı görebiliyorduk. Bir çay molası. Benzinlikte iki uzaylı…
Köpekler kovalıyor, biz pedal çeviriyoruz. Hilalkent’ten aşağıya uçarcasına iniyoruz. Bir turun daha sonuna gelmişiz. Kampüse girip bisikletleri bölüme bırakıyoruz. Ellerimizde heybeler, otobüs yokuşu tırmanıyor. Biz gülüyoruz.



Yusuf Kargınoğlu, 2014

8 yorum:

  1. Emeği geçen herkese teşekkürler ! Ayağınıza sağlık..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederiz güzel yorumunuz için.

      Sil
  2. Sizlerle oralara gidip gelmiş kadar oldum. Yüreğinize sağlık pedalınıza kuvvet , beraber pedallamak dileğiyle ! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beraber gidek la, zati adamlar piskilet binmek için bahane arıyor taaaa istanbuldan geldik oradan geçiyoz bi selam veren diyelim kandıralım

      Sil
  3. Bisiklet + kano mu? Kesinlikle ilham verici.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler. Bisiklet-kano turlarından sonra kano almak için soru soran arkadaşlar olmuştu, galiba amacına ulaşmış bu turlar :)

      Sil
  4. Merhaba.. Çadır üzerinde bulunan güneş enerjisi için olan aksesuarı nereden edinebilirim acaba..? Bilgi verebilir misiniz.?
    Teşekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bahsettiğiniz güneş panelini şuradan temin edebilirsiniz.
      http://www.dx.com/p/7w-folding-solar-panel-charger-for-mobile-phone-camera-more-camouflage-226170
      Daha detaylı bilgi için aşağıdaki bağlantıya tıklayarak erişeceğiniz yazıya da göz atabilirsiniz.
      http://www.kanoakademi.com/en-yakin-prizden-kilometrelerce-uzakta/

      Sil