19 Mart 2014 Çarşamba

6 Bisiklet, 1 Kano, 1 Balıkçı Teknesi: Pertek Kalesi'nin Fethi


Bütün hafta boyunca hafta sonunu bekleyip de cumartesi gününü televizyon karşısında geçirenlere şaşırıyorum. Keşfedecek o kadar çok yer var ki, ne zaman kendime "Bu hafta sonu nereye gitsem?" desem beş dakika sonra elimde uzun bir listeyle boğuşuyorum.

Bu hafta sonu listenin başında Pertek Kalesi vardı. Feribot iskelesinden Pertek'e geçerken uzaktan baktığım, hem çok yakın, hem de çok uzak bir kaleydi. Kanoyu suya indirmiş olmanın heyecanını şu yazıda aktarmıştım:

http://www.turcubaba.com/2014/02/uc-bisiklet-bir-kano-gemiyi-karadan.html

Aynı heyecanı hala muhafaza ediyordum. 3 kilometre kürek çekmek için o kanoyu 50 km (25 km gidiş, 25 km dönüş) çekmeye razıydım.



Plan yapıldı, her şey hazır.



Cumartesi gecesi, 22:30

Hala hayalini kuruyorum Pertek Kalesi'nin. Uyumam ve 6:00'da kalkıp  kahvaltı yapmam lazım. Yok. Sabah Gemide filmini indirmiştim. Onu  izleyeyim bari.



Müthiş bir film. Güzel bir 100 dakika geçirmek isteyenlere tavsiye edeceğim. Hele bir uyuyalım da...

Telefona mesaj gelmiş: Hocam ben Burak, yarın Yunus ile gelmeyi düşünüyoruz, beni arayın.

Arıyorum, iki dakikalık konuşmanın sonunda 3 kişilik bir tur organizasyonuna dönüşüyor tek kişilik tur fikrim. Hayırlısı.

Pazar sabahı, 6:00

Ne uyumuşum. Duş alıp hazırlanıyorum. Sandviçleri hazırlayayım. Her ihtimale Kadıköy, bol bol hazırlayayım. 3 aç adam. Ne zaman acıkacakları belli olmaz.



Hazırlanmak kolay olmasına kolay da, bunlar aşağıya nasıl inecek? Sabahın körü, sağa sola çarptırıp da konu komşuyu uyandırmayalım. Zaten ailelerin sitesindeki tek bekar olarak göze kaçan kirpik gibiyim. Haydi  Yusuf, terleme vakti!



Anahtar, kimlik, fotoğraf makinesi, piller... Her şey tamam. Kale bizi bekliyor, feribottan ona bakarken anlamıştım bunu. Beni bekliyor. Öyle özlemle bakmıştım ki ona, kesin beni bekliyor. Hava günlük güneşlik. Tam da gününü bulduk.

Buluşma yeri kampüsün girişi. Aslında bizim gezimiz korsan. Aynı gün FÜBİT'in (Fırat Üniversitesi Bisiklet Topluluğu) Cip barajına bir gezisi var. O turda bisiklet kiralayıp gelecek olan çok kişi olacak, sorun çıkması için en müsait ortam, birbirine yabancı insanlar, binicisini tanımayan bisikletler... Biz yolumuza bakalım. Kampüsün girişine varıyorum, Üç kişi beni bekliyor. Olduk mu benimle beraber 4 kişi? Onlar feribotla Pertek'e geçecek, ben kanoyla kaleye geçeceğim. Plan hazır.

Sayının artması sorun değil, yiyecek miktarı da sayıyla aynı oranda artıyorsa tabii. 9:15'te yola çıkıyoruz. Aslında rota acımasız. ilk 7 kilometre tırmanıp, son 17 kilometre iniş. Dönüşte sorun olmasa bari. Ara yollarda giderek yolu kısaltıyoruz. Bu sırada Yunus haberi veriyor: İki  kişi daha yolda. Olduk mu 6 kişi? Durmak yok, hava tam bisikletlik. İnişin başladığı noktaya vardığımızda 5 kişi oluyoruz, Sait de gelince. Şimdi Osman hoca kaldı. Kampüsün girişindeymiş.



İniş başlıyor. Yol bomboş. 50 km/h'den aşağıya düşmüyoruz. Ağaçlar çiçek açmış. Bahar gelmiş. Karşıda bembeyaz Mercan Dağları göz kırpıyor. Daha onların zamanı değil, havalar biraz ısınsın da, Mazgirt yollarına düşeceğiz.



Hozat da bizi bekliyor. Ovacık'ı  unuttuk mu? Belki yine Çemişgezek... Off, liste yine uzamaya başladı. Sabret Yusuf, her haftanın bir de sonu vardır.



Kale uzaktan göz kırptı, o da beni bekliyor:



İşte, sonunda bir tabela! Pertek'e 10 km  kalmış. Az ötede durup Osman hocayı arıyoruz. Geliyormuş. Zaten bir-iki dakika sonra görünüyor uzakta. Hızlı adam. İki dakika sonra 6 kişiyiz.



Plan değişiyor, herkes kaleye çıkacak. Tekne kiralayabilecekler mi? B planları var, olmazsa Pertek'e gidecekler.

Feribot iskelesine varıyoruz. Balıkçı tekneleri kenarda yolcu bekliyorlar. Asıl işleri balıkçılık. Yoksa kaleye insan taşımakla kışı atlatamazlar. Pazarlık kısa sürüyor, gidiş-dönüş kişi başı 10 lira.



Bense o sırada kanomu hazırlıyorum. Su ütüden yeni çıkmış gömlek gibi. Ayağım suya bir değiyor ki! Brrrr! Ütüden yeni çıkmış gömlek sıcacık olur be! Benzetme konusunda başarılı değilim pek.



Gps'i bacağıma bağlıyorum. Kanodaki hızıma göre senelik izinde uzun bir kanolu tur planlarım. Ortalama hızımızı bilelim.



1.5 km mesafe. Hızım ortalama 4 km/h ve sıfır rüzgar. Su sesi, güzel hava, karşımda kale. Bana "Hoşgeldin!" diyordur belki de. Eee, onun adasını cips paketleriyle, pet şişelerle kirletmeyeceğim ki! Bunu hissetmiştir. Hoşgeldin demekte haklı yani. Bizimkiler beni uzaktan görmüşler.



Az  kaldı. Kalenin  dibindeyim. Ne kadar da yüksekte! Su seviyesi metrelerce düşmüş. Sanki adanın iç çamaşırı görünüyor. Düşük belli pantolon. Üff, kötü espri, bari Pertek Kalesi'ne yapma bunu be!



İşte, adadayım. Sonunda. Kanoyu karaya çekip can yeleğimi çıkartıyorum. Polarımı giyip yola düşüyorum. Patikayı izleyip kalenin girişine çıktığımda kalenin aydınlatılması için gerekli enerjiyi sağlayan güneş hücrelerini görüyorum.



Her adımın tadını çıkar Yusuf. Birkaç saatliğine buradasın. Bizimkilerin yanına varıyorum. Onlar da az evvel ulaşmış adaya, beni beklemişler. 6 kişi, kaledeyiz.



Galiba biraz hazırlıksız gelmişiz. İnsan açıp bakar, nedir, ne zaman yapılmıştır diye. Hale bak!



Yolu tırmanıyoruz, güzel bir giriş kapısı karşılıyor bizi.



Detaylı bir restorasyondan geçmiş Pertek Kalesi. Pek anlamam, sadece kötü restore edilmiş birkaç cami görmüştüm. Ehil kişiler yapmalı bu işi, yoksa restorasyon adı altında rezil etmek de mümkün. Bu adayı kimler restore etti acaba? Bu konudan anlayan bir çift göz hata bulabilir mi burada? Bilmiyorum.




















Yemek zamanı gelince sofrayı kuruyoruz. Hiçbir çöpümüzü kalede bırakmadan ayrılmak niyetimiz. Bunda galiba başarılı da olduk. O zaman bir poz verelim, değil mi?



Osman hoca karşıya kürek çekerek geçmeyi düşünüyor. Biz biraz önden iniyoruz. Osman hoca yapabilirse karşıya geçecek. Yapamayacağını düşünürse ben kanoyu alacağım, onlar tekneyle devam edecek.



Osman hoca kuşanıyor. Kanoya binip uzaklaşıyor Gözden kaybolana dek arkasından bakıyorum. Oradan da dönecek değil ya! Bizimkiler beni arıyor, balıkçı teknesi gelmiş. Haydi Osman hoca, geçiver feribot iskelesine.



Tekneye ilerliyorum. Yemek yerken artan dalgalar beni korkutmuyor değil. Osman hoca karşıya geçebildi mi?

Osman hocayı arıyoruz, varmış karşıya. Bir oh çekip motorun sesine kaptırıyoruz kendimizi. Beş dakika sonra karşıdayız. Dalgalar iyice azdı. Tekne alabora olur mu? Yavaş  Yusuf, çok film izliyorsun bu ara.

Dönüş yolu kafa rüzgarına. Anlatmasam daha iyi. Bitmek bilmeyen tırmanışlar. Akşam 7:30'da bölümdeyim. Bazen hiç bitmeyecekmiş  gibi geliyor o yokuşlar. Ama bitiyor hepsi. Hepsinin sonu iniş. Zigana'nın bile, Kuskunkıran'ın bile...

Her yokuş biter. Önemli olan sağlık.



Yusuf Kargınoğlu, 2014

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder