26 Mayıs 2014 Pazartesi

Kars-Trabzon Bisiklet Turu, 3. Gün: Orada, bir şehir var uzakta. Gitmeyin, görmeyin.

Kültür önemli kardeşim.

Artvin'de şu sloganı okuyacağız:

"Turiste saygı varsa, turizmde kaygı yoktur."

Ardahan'da kaygılanmayı gerektirecek bir turizm faaliyeti olmadığından, turiste saygı göstermeye gerek de yok. Bunu oraya vardığımızda yakından göreceğiz. Evvela yol hikayesi.

Gece nerede kalmıştık? Fethiye Camisi'nin bahçesinde. Yağmur da yağmış bütün gece. Yerimiz güzel. Sabah 5 gibi kalkıp yola düşme planımızı, sabah ezanıyla beraber uygulamaya  başlıyoruz.



Çadırın dışı ıslak. Ardahan'da kuruturuz. Şimdi, Kars'ı da gördük ya, hani laf atan, yan gözle bakan olmadı; Ardahan'ı da öyle hayal ediyoruz. Bakalım, sonuç  ne olacak.


Normalde uzun süre çay içmeden dururum, yokluğunu hissetmem. Ama tura çıkınca iş değişiyor. Çay önemli. İyi beslenmek de... Aldık lor peynirini, keki, ekmeği. Nerede kahvaltı yapsak? Her taraf çimen, yayıl gitsin!




Lor peyniri bir garip. Kendini tulum peyniri zannediyor olabilir.

Kahvaltımızı da yaptık. Hava gıcır, keyifler hoşe. Ulan Ardahan, inşallah geldiğimize değer. 

Susuz üzerinden Ardahan'a varacağız. Yolda bir geçit var: Sakaltutan (Erzincan'da da var aynı isimli bir geçit). 2212 metre. Bu, Ahmetli Geçidi (2120 m)'nden daha yüksek geçit, bisikletle çıktığım en yüksek nokta olacak.

Yol şimdilik iyi. Emniyet şeridi kaymak gibi. 




Tabelalar, tabelalar...




Ve rüya bitiyor. Emniyet şeridi yok oldu. Arkadan araç geldiğinde kenara kaçıyoruz. Korna da çalarsa altımıza sı... Lan neyse.




8 kilometre mi oldu emniyet şeridi olmayan yola gireli? Neyse ki "Bu da geçer ya hu!" Geçiyor.




Susuz'u da görmedik demeyin gakkolar:



Bu arada bir de soru sorayım. Siz hiç fay gördünüz mü kavrulmuş fıstıklar? Görmeyenlere benden kıyak, fay dediğimiz tam olarak şu:



Bu fayı, aralıksız devam eden bir kayaç istifindeki kırıklar/süreksizlikler olarak düşünün. Fayın sağı ve solundaki kayaç kütleleri aşağı, yukarı veya sağa-sola hareket edebiliyor. Bir çubuğun eğildiğinde kırılması gibi, biriken enerji, depremlerle boşalıyor. 

Bitmeyecek galiba :(




Sakaltutan. (Burada bir parantez açayım. Erzincan'da da bir Sakaltutan geçidi var. Zamanında onun kardeşi olan Ahmediye Geçidi'nden geçmiştim de, sümüğü buz tutar insanın mayıs ayında.)




Ardahan il sınırı. Tabelanın kenarındaki sığır işareti tesadüf değil.




Ve ilk turcumuzu yakaladık. Daha doğrusu o bizim yanımıza geldi. Fransız. Bisikleti Scott. Bagajlar Ortlieb. Adı neydi bu elemanın yahu?




Ardahan.




Ardahan'a az kaldı. 








Ardahan'dan önce son iniş.




Geldik. Garip bakışlar, laf atmalar başladı. Bir "hello"yu özlüyor insan, ona bile razıyız. 

Böyle bir şehire girdiğinde kimseyle göz göze gelme turcu kardeşim. "Ne bakıyon?" kavgası bile çıkartır bu tipler. Misafirmişsin, fark etmez. Ne bakıyon bilader?

Hava kararıyor. Çadır kurmak akıl işi değil. Bak kardeşim, altını çiziyorum, Ardahan'da çadır kurma! Hatta mümkünse Ardahan'a hiç girme bile. 

Çadırı unut. Pansiyon var, temiz değil. Bak, titiz biri değilim, ben bile iğrendim. Ben bile! Her yer kıl, yerler leş. Odanın anahtarı yok. "Kamera var!" Hee, çoh güvenliymiş kardeş.




Dışarı çıkıyorum, telefonuma şarj aleti bulacağım. Az biraz da şehri gezeceğim. 

Çıkıyorum, geziyorum. Yok kardeş, sevemedim. 

Dönüyorum.

Giriyorum tulumun içine. Elazığ'ı özledim.

Bir şehir düşün, herkes Ardahanlı. 

Uzak olsun.


3. günün sonu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder