30 Temmuz 2014 Çarşamba

Drybag'den Ön Bagaj Yapmak

Merhaba,

Bu günlerde senelik iznimi kullanıp ufak bir Türkiye turu yapıyorum. Bu tur için kullanacağım ön bagajları bir türlü bulamadığımdan, bir şeyler uydurmam gerekiyordu. Hem bütün yükü arkaya yükleyip her durduğumda burnu havalanan, yokuş tırmanırken şaha kalkan dengesiz bir bisiklet kullanmamak, hem de lastikleri eşit bir şekilde eskitmek istiyordum. Ön bagajı severim.Yük taşıdığımı onunla daha iyi hissederim.

Bu sebeplerden dolayı, acilen bir çözüm bulmam gerekiyordu. Elimdeki iki drybag -ya da kuru çanta diyelim- bu iş için uygundu.



24 Temmuz 2014 Perşembe

Güvenlik: Tek mi, Çift mi?

Motosikletçileri severim. Hele kaskıyla, yüklü motosikletleriyle, bisikletçilere selam vererek geçmeleri, onlara karşı bir hayranlık uyandırır bende. Niye selam verirler ki? Geç, git yanımdan. Ama öyle değil. Canavar gibi süren otomobil şoförleri gibi ortak düşmanlarımız olduğundan, ister istemez arada arkadaşlık bağları kuruluyor.
Bu yazı "ayıdan, domuzdan nasıl korunursunuz" demeyecek. Bu yazı insanlardan nasıl korunacağınızı da söylemeyecek. Çünkü bu yazıyı yazanın bu konularda bilgi verecek tecrübesi yok. Sadece bazı şeylere isyan eden, bazı şeyleri anlayamayan birinin yazısı olarak okursanız daha çok makbûle geçer.

18 Temmuz 2014 Cuma

Bir Bisiklet, Bir, Kano: Dalgalı Göl, Yakıcı Güneş (2. Gün)

Hani yıllar geçiyor, teknoloji gelişip hayatımız daha da kolaylaşıyor ya; aslında herhangi bir şeyin değiştiği yok. Hâlâ yolcu uçakları "savaş uçağı" zannedilerek vuruluyor, hâlâ taş atan çocuklara bomba atılıyor, hâlâ ülkeler kınanıyor.

***

Yazının sonunda, daha evvel yaptığım kano-bisiklet karışımı turların bağlantılarını bulacaksınız. Belki ilginizi çeker.

***

Kürtçe-Türkçe şarkılar bütün gece çalmış olmalı. Ben yarım saatlik kısmını dinleyebildim. Sonra mışıl mışıl uyumuşum. Gezin tam bir tatil kasabası.

Çadırın ilginç bir atmosferi var. Şehrin ortasındaki bir çocuk parkına da kursan onun içine girdiğinde bambaşka dünyalara göçüyorsun. En azından ben öyle hissediyorum. Gezin'de de öyle oldu. 

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Bir Bisiklet, Bir Kano: Batık Şehrin Kuşları (1. Gün)

Sürekli gezi-tozu planları yapmaya başlayışım herhalde bisiklet almamla aynı döneme denk geliyor. O güne kadar eli cebinde, boş boş yürüyen biriyken, bir bisiklet satın almak... Aslında çok radikal bir kararmış. Birden heveslenip, saman alevi misali sönebilirdim de. Şükür ki öyle olmadı.

Ne zamandır aklım bir karış havadaydı zaten. Günde elli kilometre kürek çekip çekemeyeceğimi, römorkumun kanoyu Van Gölü'ne sağ-salim götürüp götüremeyeceği, eldeki kanoyla uzun tur yapılıp yapılmayacağı... Aslında bu soruların bir kısmının cevabını geçtiğimiz hafta sonu (12-13 Temmuz 2014) biraz da olsa buldum gibi. 

Bir işi yapmadan onun provasını yapmak, hazırlıksız işe girişip de her şey ters gidince onu yeniden yapmaktan daha az sıkıcı. Hatta ne sıkıcısı, eğlenceli be! Bisikletin arkasına kanoyu bağlayıp kilometrelerce sürmek, sonra bir o kadar da kürek çekmek, sonra yüne pedal, yine yokuş... Şüphesiz ki insanoğlu televizyonu bunlardan bihaber insan için üretti.

15 Temmuz 2014 Salı

Bir Bisiklet, Bir Kano: Sivrice Yolunda

12-13 Temmuz 2014 tarihlerinde, bisiklet ve kano ile yaptığım Elazığ-Sivrice-Hazar Gölü turunun tanıtım videosu. Bütün videolardan bir kısa film ortaya çıkacak gibi.


11 Temmuz 2014 Cuma

Kars-Trabzon Bisiklet Turu, 4. Gün: Ardahan'dan Kaçış

Ne geceydi ama! Hafiften ılık pansiyon sahibi, kirli pansiyon, sokaktaki rahatsız edici bakışlar, tekere yama yapmak için bally sorduğum bi-milyoncunun "Ne yapacaksın baliyi?" sorusundaki ima...

Neyse, yepyeni bir gün, yepyeni bir şehir! Ardahan'dan kaçış! Bekle bizi Artvin!

Sabahleyin altıda, uyandık bir uykudan,
Gidiyoruz Artvin'e, gözün aydın Ardahan!


8 Temmuz 2014 Salı

Ankara-Mersin Bisiklet Turu, 5. (Son) Gün

Ankara-Mersin Turu 5. (Son) Gün 

11.06.2014
Zeyne - Bozyazı

Alınan Yol: 71,72 km
Max.Hız: 51,88 km/s
Ortalama Hız: 16,61 km/s
Sürüş Süresi: 4:18:58
Toplam Mesafe: 547,51 km


3 Temmuz 2014 Perşembe

Merak ettik, kestik, biçtik: Vittoria Randonneur 1.50 incelemesi

Merhaba arkadaşlar,

Geçenlerde, hangi turdu hatırlamıyorum, galiba Malatya yolunda, turdan dönerken çok sevdiğim tekerim Vittoria Randonneur'un son kilometrelerini döndüğünü fark ettim. Arkaya yüklediğim aşırı yükten dolayı fazla şişirdiğim teker, jantın kenarından 8-9 santim yırtılmıştı. "Çok sevdiğim tekerim" diyorum çünkü kendisiyle yaklaşık iki bin kilometrelik, çoğu uzun turlardan oluşan bir yol arkadaşlığımız oldu. Kendisi ilk 200 kilometrede 3 kez patladığı için "Nalet gelsin böyle tekere!" diye isyan etmiştim. Hatta isyanımı bir blog yazısında belirtmiştim.

Sonra ne olduysa, iki bin kilometre boyunca patlamadı. Ben de onu çok sevdim. Eee, seven affeder, ben de onun bütün patlaklarını affettim <3 <3 <3

2 Temmuz 2014 Çarşamba

Bir kano, bir bisiklet, bir hayal...

Andrew McAuley, Aralık 2006'da, Tasman Denizi'ni kayağıyla aşmak için yola çıkarken ne düşünmüştü? Sıkıcı bir iş değildi onun yapmak istediği, buradan, bu tehlikeli tura çıkmadan evvel kalbinin hızla çarptığı, heyecanlandığı, bir ilki yapacak olmanın mutluluk-tutku karışımı duygularını hissettiği sonucunu çıkarabiliriz. Ancak başaramadı maalesef, Milford Sound kıyısına 30 kilometre kala, kayağı alabora oldu. Cansız bedenine ulaşılamadı, kayağı ise kıyıdan 56 kilometre açıkta bulundu.


1 Temmuz 2014 Salı

Doğu'nun gizemi: Abi bu doğu süper ya!

Bu yazı çok yüzeysel, fazlasıyla subjektif, şiddet dolu olacak, ortalığı kan götürecek gibime geliyor. Bu yazıyı yarı karanlık odamdan, en iyi saklanabileceğim yerden yazıyorum. Rahatım yani.

Aslında her şey bisikletler için kaliteli lastiklerin üretilmesiyle başladı. Belki de daha önce başlamıştır, bundan emin değilim. Ne zaman başlamış olursa olsun, "Doğu'nun gizemi beni çekiyor abi yaa!" şımarıklığı bundan sonraya denk geliyor. Kilometrelerce pedal çevirip Hindistan'a varan turcuların, süslü hint kamyonlarının önünde fotoğraf  çektirmeleri bundan daha sonraya...

Doğu gizemli midir, değil midir bilmiyorum. İlgimi de çekmiyor açıkçası. Aklıma takılan, "doğu" diye inleyerek oraya pedal çevirenlerin, oranın tarihi, kültürü, yaşayış biçimi hakkında neler bildiği, neler bilmediği. Kimseyi sınava tabii tutacak değilim, bu ibneliği kendime yakıştıramam. Ama doğuya giden tuuring sayklistlerden birini kolundan kavrayıp -belki bir de çay ısmarlayıp- "Anlat hele yeğenim, ne bok var bu doğuda?" diyesim geliyor. Bir gün kısmet olur inşallah.