26 Ağustos 2014 Salı

Biraz Deli, Fazlasıyla Akıllı, Sıradanlara Kötü Örnek, Uçukların İlâhı: Eralp Akkoyunlu

"Ben saplantılarının peşini bırakmayan insanları hep sevdim."
Eralp Akkoyunlu

 
Okuduğum en samimi cümle desem, abartmış olur muyum? Galiba hayır. Eralp baba bu cümleyi sona bırakarak son saniye golü atıp, sıradan insanların hayal bile edemeyeceği, hatta biz delilerin bile göremeyeceği bir noktaya yükseliyor.

Deniz Çingenesi isimli kitabını okurken, Eralp babaya hayran olmayan var mıdır acaba? Öyle bir adam düşünün ki yelkenliyle dünya turu hayaliyle yaşasın. Bu da yetmesin, hayal ettiği bu turu yapacağı yelkenliyi kendisi inşa etsin! Deniz Çingenesi'nin siparişini verirken bunun bir "yelkenliyle dünya turu" kitabı olduğunu düşünsem de, kitabın ilk sayfalarında, bunun aslında "bir kendin-yapçının anıları" olduğunu fark etmemle yaşadığım sevinci anlatamam. Eee, az da olsa aynı dili konuşabileceğiniz bir yaşlı kurt, oturup bana kitap yazmış! Ben sevinmeyeyim de kimler sevinsin?


Kitabın girişinde, onu Sadun Boro'nun zoruyla yazdığını, aslında kitap-makale yazmak konusunda çok da istekli olmadığını anlatan Eralp baba, aslında bize daha en başında "Bak güzel kardeşim, bu kitapta öyle mükemmel bir yazarlık, düzenli bir anlatım filan bekleme!" diyecek kadar nazik biri. Başka? Keyifli anlatımıyla da "aynı masada oturulası, anıları dinlenesi insanlar" listesine de ilk sıradan girecek kadar da hoşsohbet. (Ya da ben zihnimde öyle bir Eralp baba yarattım, kim bilir?)

Yalnızca bu kadar mı? Bitti mi yani? Bitmedi tabii ki. Eralp babayı anlatmaya sayfalar yetmez. Yetmez yetmesine ama, biz yine de özet geçmeye çalışalım. Mesela... Mesela kendisi, kendi yaptığı, hatta yapımı, dünya turundan bile uzun süren teknesi Yosun'u Tonguç-Yeşim Tokol çiftine verecek kadar da cömert. (Bu cömertliğe ilk karşı çıkanlardan olan Sadun Boro, gözümde huysuz bir ihtiyar olarak yer etmiştir.) Tokollar, heyecanlarını şöyle aktarıyor (bir an kendinizi onların yerine koyun okurken):

"Yosun adlı teknesiyle dünyayı dolaşan Prof. Eralp Akkoyunlu heyecanımızı görünce ‘Benim Yosun’u size veriyorum. Beş kuruş istemiyorum. Tekne Tahiti yakınlarında. Raiatea adasında. Gidin alın, rüyanızı gerçekleştirin’ dedi. Şaka yapıyor zannettik. Dünya değil evren bizim olmuştu. Günlerce uyuyamadık. Sürekli ‘Sahi mi?’ diye telefon açıp sorduk. Evet, gerçekti."(1)



Geçenlerde gaza gelip "Eralp babanın yazdığı her şeyi okumalıyım!" dediğimde o kadar gaza gelmiş olmalıyım ki, biraz araştırmadan sonra kendimi Eralp babanın 1972'de yazdığı, bilgisayar programlamacılığıyla ilgili bir bilimsel makaleyi anlamaya çalışırken buldum. Şüphesiz ki Deniz Çingenesi'ndeki esprili anlatımın zerresi yoktu bu makalede. Akademil yayın sonuçta; Eralp babayı bile soğuk biri olarak gösteriyor. (2)


Şimdi, düşünüyorum da, keşke Eralp baba şu an yaşıyor olsaydı da ona ulaşmanın yollarını arayabilseydim. Ben bisiklete yeni başladığımda, 2012'de kaybettik onu. (3)

Bak Eralp baba, ben de senin gibi yazdım, dağınık oldu biraz. Kitap hakkında mı yazdım, senden mi bahsettim, anlayamadım. 

Neyse Eralp baba, sen rahat uyu oralarda.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder