6 Ağustos 2014 Çarşamba

Tam Heyecanın Doruğundayken...

Yıllar evvel, Konya'nın Gevelle Dağı'na çıkmak için çantalarımızı hazırladığımızda, Abdullah (Göktaş) da, ben de sanki bu işi ilk biz yapıyormuşuz gibi heyecanlıydık. Gevelle Dağı oğlum bu! Az bir şey mi! Kan ter içinde dağın zirvesine çıktığımızda gördüğümüz bira kutuları, cips paketleri, pet şişeler bütün heyecanımızı silip süpürmüştü. İnsanların oraya bira içmek gibi basit bir şeye çıkmasına mı, yoksa çöplerini orada öylece bırakmalarına mı daha çok üzülmüştüm; hatırlayamadım şimdi.

Birkaç ay oldu herhalde, Ani Harabeleri'ne büyük bir heyecanla varmıştık. Hani -çok anladığımızdan değil ama- freskleri göreceğiz ya, sanırsın yeni çizildi, bizi bekliyorlar. Bir vardık ki, üzerine kazınan adlardan, aşk sözcüklerinden freske dikkatimizi veremiyoruz.

Dalış yapanlar anlatır, bir batığa daldığında hiçbir şeye dokunmaz, olduğu gibi bırakırsın. Çünkü "dalış etiği" bunu söyler. Ya da dağcıysan, zirve defterini iç etmezsin, gerekli bilgileri yazar, aynı şekilde olduğu yere bırakırsın. Pekâlâ, herkeste aynı hassasiyet mevcut mu?

Bugün Ihlara Vadisi'ndeydim. Gittiğim her kilisede şunu gördüm: Evinin duvarına ismini kazımayı delilik sayacak adamlar -evet evet, koca adamlar bunu yapıyor- iki bin yıllık kilisenin duvarındaki çizimlere adını kazımış. Pekâlâ bunu neden yapıyor bu insanlar? Dünyanın her yerinde böyle mi?




Dikkat ettiniz mi, sadece Türkçe değil yazılanlar. Acaba ilk yazan, hani o herkese örnek olan eşşoğlueşşeğin uyruğu neydi?

Şimdi hepimiz diyeceğiz ki "Eğitim bu işin temeli.". İyi ama, bu haltı işleyenlere verilen adam akıllı bir ceza var mı? Yoksa biz gördüğümüzde uyarmakla kendimizi mi kandıracağız? Sahiden, var mı "freske adını kazımaktan ceza alan" biri?

Mesela çok mu zor birkaç bin kişilik Güzelyurt'ta herhangi bir Tuğçe ile münasebette bulunmuş olan bir Burak'ı bulmak? (Yer: Yüksek Kilise, Güzelyurt)


Mesela, Nuri yediği halttan pişman mıdır? Ya da, yine olsun, yine yaparım, diyor mudur? Evinin alçıpanına da kazımış mıdır ismini dersiniz bu Nuri? Yapar mı canım, orası insanın evi. Hem Nuri, binbir türlü kimyasalla evini temizlediğini sanan, kızartma yağını lavaboya döken bir annenin oğlu. Yapmaz öyle şey.


Yazıyı bitirmeden özellikle bahsetmek istediğim bir fotoğraf var. Ben anlayamadım, siz yardımcı olun lütfen. Hepimiz, hani biz, sıradan insanlar, yanımızda don taşımayız değil mi? Bir tanedir, evde giyeriz, evde çıkarırız. "Ihlara Vadisi'nde çıkarıp mağaralardan birine bırakayım, insanlık ona baktıkça medeniyetime hayranlık beslesin." demeyiz değil mi? Ha-ha! Yanıldınız! Bunu diyenler var! Kanıt mı? İşte burada!


Çok doluyum anlayacağınız. Dağın tepesinde bira kutusu, vadinin dibinde don, iki bin yıllık çizimde Nuri.

Sorsan süperiz.

1 yorum:

  1. çok güzel bir yazı ellerinize sağlık şimdiye kadar gittiğim bütün açık hava müzelerinde böyle manzaralarla karşılaştım ağır cezalar verilmeli bu kadar tarihi eserin açık hava müzesinin vs vs başında sadece gişe memuru var girişte 5, 10, 20 lira ücret almaktan başka bir şey yaptıkları yok bir bekçi bir görevli koymak bu kadar zor olmamalı gerçi neyi tartışıyorsak alanya kalesine giriş 20 lira bodrum su altı müzesine giriş 25 lira daha bu gibi örnekleri çoğaltabilirim ben öğrenci olduğum için müzekart kullanıyorum ama yoksul aileleri geçtim orta gelirli bir aile bile bir bilete bu kadar para verip gezemiyor bu ülkenin tarihi yerlerini kimsede böyle bir kültürde oluşmadığı için insanlar saygı duymuyor bu mirasa ne zaman açık hava müzesi gezsem yolu tıkayıp onlarca poz selfie çekenler tarihi eserden bir parça koparmaya çalışanlar mağara içinde sigara içenler görüyorum

    YanıtlaSil