30 Eylül 2014 Salı

Vazgeçilemeyen Bir Bisikletçi Şımarıklığı: Duyarlılık, farkındalık, aktivizm, gereksiz işler

Lan! Bu ne yapay bir duyarlılık, bu nasıl bir bugünkimeçatayımcılık, bu nasıl bir hakkımıarıyorumağzınızasıçıyorumculuk.

Sen sürme ablacım. Sen bisiklet sürme. Sen bisikleti yanlış anlamışsın çünkü. Çünkü senin amacın bisiklet sürüp rüzgârı kulaklarında hissetmek değil. Senin amacın günün stresini bisiklet üzerinde atmak da değil. Senin amacın yapay bir hak arayışı, bağırarak haklı olma çabası, biraz haklıyken bariz hatalı olmak, senin amacın türlü ibnelik. Senin amacın bisiklet sürmek değil anlayacağın. Sen her gergin ortamda birilerine lâf sokan kadınsın, tanıyorum seni. Her yerdesin çünkü. Sevimsizsin. Otobüste sana yer vermeyen çocuğu azarlayan da sensin. Uçak inecek kadar geniş yerde, tek eğlencesi hafta sonu deniz gören bir yerde oturup çayını demleyip mangalını yakmak olan insanların birazcık huzuruna da el koymak. Çünkü sen bisikletlisin ablacım. Haklısın yani. İnsan şikâyet etmeyi sever çünkü. Şikâyet ederken birilerini itin götüne sokmaya bayılır. İşte o denizin kenarında biraz huzur arayan insanları da mutsuz ettin. Bisiklet yolunun hayal olduğunu, milletin orada yürümekten vazgeçmeyeceğini anlayamadın. Anlayamayacaksın da.


Bisikleti bile insanları aşağılayıcı! (Şaka lan, ciddiye almayın!)
Neyse ablacım. Sen uzaklarda haklı haklı sür bisikletini. Ama gün gelir de bisiklet üzerindeyken araba çarpar da ölürsem sen beni böyle duyarlılıklarına, farkındalıklarına alet etme tamam mı? Sana malzeme olmak istemiyorum ben çünkü.

29 Eylül 2014 Pazartesi

1. Pertek Dağ Bisikleti Yarışı 27-28 Eylül 2014

Bu hafta sonu, Tunceli'nin şirin ilçesi Pertek'te düzenlenen 1. Pertek Dağ Bisikleti Festivali'ndeydik. Elazığ'dan yaklaşık 20 kişiyle katıldığımız festivalde, bir arkadaşımız da üçüncülük elde etti.

Pertek feribotunda

Isınma turları
Osman hoca

Konuşmalar

Start verilmeden

Yarışçılar terlerken biz de çay içiyoruz

Ödüller





26 Eylül 2014 Cuma

Amatör Belgesel Denemesi-1: Hazırlık aşaması

Merhaba arkadaşlar,

Bugüne dek birçok bisiklet turu yaptım. Çoğunu hem bu siteden hem de facebook ve bisikletforum gibi siteler üzerinden paylaştım. Bu turlarda görselliğe önem vermeye çalıştım. Bunu çoğu zaman fotoğraflar üzerinde, bazen de videolar yoluyla sizlere aktardım.


Bildiğiniz gibi, yollardaki Türk turcuların sayısı gün geçtikçe artıyor. Serkan Taşdelen'den sonra iyice ivme kazanan bu artış, Gürkan Genç gibi öncülerle altın günlerini yaşıyor. Bisikletçileri takip eden insanların sayısı artıyor, bunun sonucunda daha çok insan bisikletine atlayıp yollara düşüyor, tur için malzeme araştırıyor, inceleme yazıları yazıyor, rotaları tanıtıyor, sponsor bulup turlar yapıyor.

Yollardaki turcuların sayısındaki artış, İnternet aleminde blog yazan, facebook sayfası açan, forumlarda tur yazısı paylaşan bisikletçi sayısına da yansıyor. Artık yollarda karşılaşan turcular, birbirlerine telefon numarasından önce "Blogun var mı?" diye soruyor.

19 Eylül 2014 Cuma

Birazcık da Çeviri: Tur Bisikletçiliği mi, kano turculuğu mu?


Çeviri: Yusuf Kargınoğlu

Geçtiğimiz yaz iki farklı macera yaşadım.

Bunlardan ilki Ontario Gölü kıyısında yaptığım bir bisiklet turu, ikincisi ise Algonquin Bölge Parkı'nın güney kesiminde altı günlük bir kano gezisiydi. İkisi de son derece etkileyiciydi. Şu an düşündüğümde, ikisini rahatlıkla kıyaslayabilirim.

İki tur da temel olarak kamp malzemesi ve diğer ihtiyaçların taşınması noktasında birbirine benziyor. Ancak aralarında bu yazıda bahsedeceğim birçok fark da bulunuyor.*

Bisiklet sürerken, büyük oranda bacaklarınızı kullanırsınız. Kanoda ise bacaklarınıza, kürek çekeceğiniz göle/akarsuya eşyalarınızı ve kanonuzu taşırken iş düşer. Kürek çekerken de vücudunuzun üst kısmını kullanırsınız.

Kano gezimizi, günlük ortalama 5 kilometre ekipmanları taşımak ve 20 kilometre kürek çekmek olarak planlamıştık. Bisiklet turum ise günlük 120 kilometreden fazla yol kat etmekten oluşuyordu.

18 Eylül 2014 Perşembe

Dört Dünya Turu, Dört Kitap-2: Deniz Çingenesi - Eralp Akkoyunlu

Sıradaki kitap bir dünya turu kitabı değil sadece. Cesur bir adamın, yıllar boyunca kurduğu bir hayalin nasıl gerçekleştiğini, nasıl fibergalasa, ahşaba bürünüp tekne haline geldiğini gösteren bir anı defteri.

"Başlarken" kısmında şöyle diyor Eralp Akkoyunlu:

"Bana dün gibi geliyor ama Yosun'un yapımına başladığımdan beri 30 yıl geçmiş.Denize ineli 22, dünya turuna çıkalı 18, ilk turu tamamlayalı 11 yıl olmuş. O zamandan beri Yosun'un öyküsünü kitap olarak toplayıp yazmak bana zor geldi. Yelken dergilerine verdiğim birkaç yazı ve bir iki röportajla yetindim. Yosun'u yapmayı da, onunla okyanuslara açılmayı da daha çok kendimi tanımak, kim olduğumu anlamak güdüsüyle yaptım. Denizde, özellikle uzun yollarda yalnız olmayı yeğledim. Türkiye'ye ayakbastığımda (tam anlamıyla) Sadun Boro'nun kucağına düşmeseydim, kimseler geldiğimin ve gittiğimin farkında olmayacaktı."

Deniz Çingenesi'ni Sadun Boro'nun ısrarıyla yazdığını söyleyen Eralp Akkoyunlu, "Marangozluk" bölümünde sözlerine şöyle devam ediyor:

15 Eylül 2014 Pazartesi

Dört Dünya Turu, Dört Kitap-1: Pupa Yelken - Sadun Boro

22 Ağustos 1965 ...

Sadun Boro, kitabına bu tarihle başlıyor. Eşi Oda ile "Vira bismillah!" dedikleri günün tarihiyle...

Sonraları onlarca -belki de yüzlerce- kişiyi Dünya denizlerine yola çıkmaya teşvik edecek bu kitap, aslında "deniz sevdalılarının kutsal kitabı". Sadun Boro, dünya turu ve Pupa Yelken hakkında şunları söylüyor:

"Bu neşriyatın en önemli yanı ise, denizle hiçbir ilgisi olmayaninsanlarımıza denizcilik tohumlarını aşılamış olmasıdır. Zaten "Pupa Yelken"i kaleme almamın esas gayesi gençlerimize,dünyanın en güzel kıyılarına sahip olan yurdumuzun insanlarına denizi sevdirmek, onları engin ufuklara yelken açmaya teşvik etmekti."

Bu yönüyle görevini lâyıkıyla yapmış, hatta bir efsane olmuştur Pupa Yelken. Her yelkenliyle dünya turu kitabında adının geçmesi boşuna değil!

423 sayfalık kitabın anlatımına geçmeden, elinize aldığınızda size hissettirdiklerinden bahsetmek lâzım. 27*19 cm ölçülerindeki kitap, 423 sayfadan oluşuyor. Aralara serpiştirilmiş fotoğraflar, sizi de bu turun bir parçası yapıyor. Ayrıca sayfalara iki kolon halinde yerleştirilmiş yazılar okumayı kolaylaştırıyor. 2. hamur kağıt da gözü daha az yoruyor. Kitabın sonunda ise, bu tur boyunca yayınlanmış gazete haberleri bulunuyor. Kitabın arka sayfalarında bulunan yelkenli terimleri sözlüğü ise, anlamadığınız yerde yardımınıza koşuyor.Yani bu kitabı okumamak için herhangi bir bahaneniz yok. En büyük sürpriz ise, Boro çiftinin dünya turunda kaydettikleri çeşitli seskayıtlarını içeren bir CD'nin kitaba eklenmiş olması. Bu kayıtlar, Sadun Boro'nun kibar anlatımı ve Oda Boro'nun eğlenceli Türkçesiyle daha da zevkli hale geliyor.

11 Eylül 2014 Perşembe

Biraz gün batımı, biraz manzara: Harput-Beşoluk-Erbildi turu


Elazığ'ı özlemişim. Sefa'yı da... İki ay sonra bir araya gelince uzun süredir dağınık evlerimizi toplamaya karar vermiştik. Ne plan ama! Bütün hafta erteleye erteleye hafta sonuna kalan bu plan, pazar günü gelip çattığında o kadar anlamsız görünmüştü ki! "Zorlamanın alemi yok, hafta içinde hallederiz." diyerek belirsiz bir tarihe ertelemiştik temizlik işini. Bu sorunu da atlattıktan sonra, bisikletle keyif turu yapmamızın önünde herhangi bir engel kalmamıştı.


Bisikletleri minibüse yükleyip Harput'a çıkmamız bir saat sürmemişti. Bugün "keyif turu" atacağız. Harput'a bisikletle çıkmaya kalkışıp günü zehir etmemek gerek. Yanımıza bir buçuk litrelik sular, birkaç paket bisküvi alıp yola çıktığımızda saat 3'ü çoktan geçmişti. Amacımız daha evvel gitmediğimiz Deve Mağarası'nı görüp dönmekti. Belki Deve Mağarası'nı göremedik ama, yokuşun çekiciliğine kapılıp üç köy gezdik.

8 Eylül 2014 Pazartesi

Verilere Köle Olmak: Strava, Runtastic, MapMyRide filan

Başlarken şunu bilin: Bu yazıyı yazan kişi, akıllı telefonlardan, süper aplikasyonlardan, kalan şarjın yüzde ile ifade edilmesinden nefret ediyor. GPS verilerini GPS cihazı ile kaydediyor, fotoğrafını fotoğraf makinesi ile çekiyor, telefon görüşmelerini tuşlu bir cep telefonuyla yapıyor. Bisiklet sürdüğünde, bisiklet sayacının sunduğu veriler ona yetiyor. Ayrıca, bu tür uygulamaların hedef kitlesinin kendisi gibileri -zaten- kapsamadığını biliyor. Sadece "Neden kullanmıyorsun?" diyen olursa diye, hazırlık amaçlı yazılmış bir yazı.

"Abi Strava diye bi' uygulama var, süper!"

Burada bitse iyi. Durmuyor Strava övgüsü. Strava'nın maharetleri bitmiyor anlatmakla. Kaydediyor, karşılaştırıyor, bilgisayara aktarıyor... Kız istemeye gitse, eli boş dönmez. Öyle süper!

5 Eylül 2014 Cuma

Bir film tavsiyesi-1: The Truman Show

"Aaa, bu da nereden çıktı? Tur bisikleti diye başladı, deniz kayağına yatay geçiş yaptı, şimdi film öneriyor!" derseniz üzülürüm. Çünkü bu film ne bir Recep İvedik gereksizliğinde, ne de Avatar yapmacıklığında. Hatta duruma göre Into the Wild'ı bile sollayabilir.


***

Bu filmi ilk izlediğimde bisiklet turlarıma başlamış mıydım? Hatırlamıyorum. Tek hatırladığım, bir an durup "Lan, sahiden, yapmamız gereken tek şey, sadece çalışıp para kazanmak, evden işe, işten eve geçip giden bir hayatı yaşamak mı?" diye düşündüğüm. İşte filmin bütün numarası bu!

Gelelim filmin hikayesine... Truman Burbank, şirin bir kasabada yaşamaktadır. Sıradan bir işi, düzenli bir hayatı vardır. Her sabah kalkar, işine gider, işinden gelir. Görünüşte her şey yolundadır. Ancak Truman, bir şeyin farkında değildir: Yaşadığı hayat, tamamen sahtedir! Doğumundan beri, binlerce kamerayla donatılmış bir film setinde, milyonlarca insanın izlediği bir reality-show'un baş kahramanıdır.

4 Eylül 2014 Perşembe

Binlerce, dijital, değersiz: Bilin bakalım nedir bu?

Teknoloji ne çok şeyi öldürmüş. Zamanında radyoda çalan bir şarkıyı, kasete kaydetmek için saatlerce beklerdik. Çok uzakta değil, ben çocukken. Mesela fotoğraf makineleri 36 poz fotoğraf çekmenize müsaade ediyordu. Bu yüzden, kimse tek başına fotoğraf çektiremezdi çoğu zaman Herkes bir araya toplanır, fotoğraf makinesi bir kurbana teslim edilir, herkes güler, fotoğraf çekilirdi. Gözünüz kapalı çıkabilirdiniz. Hatta fotoğraf yanabilirdi de. Eliniz boş, kalakalırdınız öyle.

Zıplayalım bugüne. Bir hafıza kartı 16 gb, bir fotoğraf 4 mb. Bu da, binlerce fotoğrafı, bir hafıza kartında muhafaza edebilirsiniz demek oluyor. Binlerce... Bu durum, fotoğrafın değersizleşmesine, dönüp bir daha bakmayacağınız ama geri dönüşüm kutusuna yollamaya da kıyamayacağınız sanal bir çöplük oluşmasına sebep oluyor.

Zamanında çektiği fotoğraflardan bir türlü kurtulamayan biri olarak kendime daha eğlenceli bazı yollar seçtim. Şimdi onları anlatayım.