4 Eylül 2014 Perşembe

Binlerce, dijital, değersiz: Bilin bakalım nedir bu?

Teknoloji ne çok şeyi öldürmüş. Zamanında radyoda çalan bir şarkıyı, kasete kaydetmek için saatlerce beklerdik. Çok uzakta değil, ben çocukken. Mesela fotoğraf makineleri 36 poz fotoğraf çekmenize müsaade ediyordu. Bu yüzden, kimse tek başına fotoğraf çektiremezdi çoğu zaman Herkes bir araya toplanır, fotoğraf makinesi bir kurbana teslim edilir, herkes güler, fotoğraf çekilirdi. Gözünüz kapalı çıkabilirdiniz. Hatta fotoğraf yanabilirdi de. Eliniz boş, kalakalırdınız öyle.

Zıplayalım bugüne. Bir hafıza kartı 16 gb, bir fotoğraf 4 mb. Bu da, binlerce fotoğrafı, bir hafıza kartında muhafaza edebilirsiniz demek oluyor. Binlerce... Bu durum, fotoğrafın değersizleşmesine, dönüp bir daha bakmayacağınız ama geri dönüşüm kutusuna yollamaya da kıyamayacağınız sanal bir çöplük oluşmasına sebep oluyor.

Zamanında çektiği fotoğraflardan bir türlü kurtulamayan biri olarak kendime daha eğlenceli bazı yollar seçtim. Şimdi onları anlatayım.


1- Polaroid Fotoğraf Makinesi

Dijital makinelerin sıkıcılığını bir tuşla silip atabilecek yegane alet. Fotoğrafı çekip kağıtta belirmesini sabırsızlıkla beklemek, saklayıp evin baş köşesine koymak... Şu ana kadar yaklaşık 40 fotoğraf çekmişim ve çoğu bisiklet turlarımdan. Hâlâ baktığım zaman şak diye hatırlarım o fotoğrafı çektiğim anı. 


Şu anda en yaygını Fujifilm Instax serisi. Aslında makineyi elde etmesi kolay. Sorun, filmlerini bulabilmekte. Filmler, 2'li paketler halinde satılıyor. Her pakette 10 film içeren bir kartuş bulunuyor. Yurt dışı sitelerde 5 paketi 40 $ gibi bir fiyata satılıyor. Türkiye'deki satıcılar ise 2 paket filmi 60 liraya satıyor. Bu açıdan yurt dışından almak en mantıklısı.

Dijital makineler kadar karmaşık olmayan Instax'ta, ışık durumuna göre 4 ayar bulunuyor: Karanlık, bulutlu, az güneşli ve güneşli. Bu ayarı yapmayı unutursanız çok karanlık veya çok aydınlık fotoğraflarla karşılaşırsınız. 

2- Kağıt, kalem, defter

"Öff, bu da nereden çıktı?" demeyin. Bir bisiklet turunda zevk alarak yapabileceğiniz işlerden biri. Tabii ki çizim yapmayı az çok seviyorsanız... 


Gördüğünüz gibi, benim çizimlerim de "Vay be!" dedirtecek cinsten değil. Ancak bir kilisenin karşısına geçip, yarım saatinizi sadece onu çizmeye ayırmak, büyük bir keyif. Sadece kilise mi? Hanlar, köprüler, camiler... 

Hele biri var ki... Vardıha Köprüsü'nü görmeyi çocukluğumdan beri hayal ederim. Gün gelip de Adana'ya yolum düşerse, ilk işim köprüyü doya doya izlemek, bir de resmini karalamak olacak.

Neyse, ben ufaktan planlar yapmaya başladım galiba yine. 

Bu, hoşuna giden yapıları çizme alışkanlığı, Kars-Trabzon turumda karşılaştığım bir Fransız bisikletçiden bulaştı galiba (soldaki kırmızılı). Elemanın defterine e-posta adresimi yazarken çizdiği bir cami dikkatimi çekmişti. 

Siz yola çıkmadan evvel yanınıza bir not defteri, bir de kurşun kalem alın. Kim bilir, belki de "Dur lani bi deneyeyim şunu!" dersiniz.

Dijital fotoğraf makinelerinin sıkıcılığının yanında, şarj problemleri de uzun turlarda canınızı sıkabilir. Ama, kurşun kalem ve defter öyle mi? Eski dost ne de olsa.

***

Neyse canlar. Siz yine bildiğinizi, sevdiğinizi yapın tabii. Benimki sadece bir fikir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder