11 Eylül 2014 Perşembe

Biraz gün batımı, biraz manzara: Harput-Beşoluk-Erbildi turu


Elazığ'ı özlemişim. Sefa'yı da... İki ay sonra bir araya gelince uzun süredir dağınık evlerimizi toplamaya karar vermiştik. Ne plan ama! Bütün hafta erteleye erteleye hafta sonuna kalan bu plan, pazar günü gelip çattığında o kadar anlamsız görünmüştü ki! "Zorlamanın alemi yok, hafta içinde hallederiz." diyerek belirsiz bir tarihe ertelemiştik temizlik işini. Bu sorunu da atlattıktan sonra, bisikletle keyif turu yapmamızın önünde herhangi bir engel kalmamıştı.


Bisikletleri minibüse yükleyip Harput'a çıkmamız bir saat sürmemişti. Bugün "keyif turu" atacağız. Harput'a bisikletle çıkmaya kalkışıp günü zehir etmemek gerek. Yanımıza bir buçuk litrelik sular, birkaç paket bisküvi alıp yola çıktığımızda saat 3'ü çoktan geçmişti. Amacımız daha evvel gitmediğimiz Deve Mağarası'nı görüp dönmekti. Belki Deve Mağarası'nı göremedik ama, yokuşun çekiciliğine kapılıp üç köy gezdik.



Sefa şarj olurken
Tek tük arabanın geçtiği yolda,güneşi arkamıza almıştık. Buralarda gezilecek yerler biraz sahipsizdir. Bir gördüğünüz tabelayı başka bir gün yerinde bulamazsınız. Şansınız varsa tabelalar yerindedir.

Biz de yolun çekiciliğiyle uzaklaşmıştık Harput'tan. Gerçi Harput'un tarihî bir yanı kalmamıştı, her tarafı yıllardır defineciler ve vizyonsuz yöneticiler tarafından talan edilmişti ama...

Sefa ne zamandır bisiklet sürmemişti. Bense neredeyse bütün senelik iznimi bisiklet üstünde geçirmiş, 2500 kilometreyi tek turda devirmiştim (bunu söylemesem olmazdı). Yüklü bisiklete alışmış bacaklarım, yokuşlarda "Aman abi, bizi zorla azıcık!" derken Sefa'nın hâlini görmüyorlardı anlaşılan. Nefes nefese kalan yol arkadaşımı beklerken onun fotoğrafını çekmeyi unutmamıştım. Sefa'yı her zaman aylardır-evinden-uzak-bisikletçi kılığında, saçı sakalı uzamış görmek mümkün değildi çünkü.

Elazığ'da yeni bir tur sezonunu başlatmak için rotamız gayet güzeldi. Kısmen ağaçlık olan, havası temiz,  manzarası güzel bir rotada kim sürmek istemez?


Sefa kendine gelince yolumuza devam etmiştik tabii ki. Ani bir kararla, yanımıza alyan bile almayı unutarak çıktığımız bu tur, hava kararmadan sona ermeliydi. 

Harput'tan uzaklaştıkça ilginç tabelalar da görmüştük. Daha evvel hakkında herhangi bir şey duymadığım "Ejderha Taşı", yolun sağ tarafında "Bakmadan geçme birader!" diyordu. Vaktiyle Harput'a saldırmak için yola düşen bir canavar, insanların korku içinde namaza durup Allah'a yalvarmalarıyla taş olmuş. Bu canavar benzeyen taşın hikayesi böyle. Şimdi diyeceksiniz ki "Eee, fotoğraf nerede?". Güzel soru. Ama bir şeyi yerinde görmekle doymayan, illa ki ona sahip olmak isteyen doyumsuz insanlar o taşı parça parça yürütmeseydi, emin olun burada fotoğrafını görecektiniz! Onun yerine alın size Sefa. Canavar gibi çocuk.



Tabela çok! Hangisine gideceğimizi şaşırmıştık. Buzluk Mağarası'ndan da Keban baraj gölünü seyredebilirdik. Ama yola Deve Mağarası merakıyla çıkınca... Elazığ yarımadası, gezilip görülecek yer bakımından çok zengin. Sadece iyi bir plan yapmanız yeterli.
Biz ise plansız programsız çıktığımız bu yolda, "Acaba nereye gitsek?" diye diye dolaşıyorduk. Şimdi bir de Ankuzu Baba seçeneği çıkmıştı karşımıza. Aman Allah'ım! Kısa sürede çok yer gezmeye kalkışmak ne kadar da yorucu!

Birkaç kilometre ilerledikten sonra Ankuzu Baba ziyaretgâhının olduğu küçük bir tepeye ulaşmıştık. Şimdi bu kadar gelip de bu ufacık tepeye çıkmadan dönmek olur mu?

Patikanın başlangıcındaki tabeladan, Ankuzu Baba hakkında bilgileri alıp, bisikletleri tabelaya kilitlemiş, yola çıkmıştık. Hem manzarayı, hem de kan lekesi olduğu rivayet edilen yerleri görecek olmanın verdiği merakla kayaları büyük bir keyifle tırmandık. Her ne kadar kan lekesine benzer çok az şey gördüysek de bunlar merakımızı giderecek türden değildi. 

Ankuzu Baba'ya çıkılan patikanın başlangıcı
Ben Elazığ'ın kuzeyini daha çok severim. Hem Pertek Kalesi, hem eşsiz Tunceli dağları, hem de barajın masmavi suları, hiçbir zaman doyamayacağım bir manzara sunar. Tabii ki gördüklerimi kendime saklayacak kadar bencil değilim. 

Gölün ortasında yükselen Pertek Kalesi
Ankuzu Baba ziyaretgâhı
Manken Sefa
Eşsiz manzarayı bir süre daha izleyip inişe geçmiştik. Harput'un en yüksek tepesini her gün onlara kişi ziyaret ediyor. Çıkış her ne kadar kolay olsa da inişte bileğinizi burkmanız mümkün. Bu yüzden terlik veya sandaletle çıkmaya çalışmak biraz tehlikeli. Ben de sandaletliydim, oradan biliyorum.

Biraz zorlu bir iniş
Tepeden indiğimizde hangi yoldan gitmemiz gerektiği konusunda kararsız kalmıştık. Tepenin kenarından sağa ayrılan toprak yol mu, yoksa aşağıya yılan gibi kıvrılan asfalt yol mu?


Cevabı bulmak zor olmamıştı. Yokuş inerken kulağınızda hissettiğiniz rüzgar, o an bir alkoliğin alkole bağlandığı gibi çekmişti bizi kendine. Eee, karşı koymaya niyetiniz de yoksa...

Bitmesini istemeyeceğimz yokuşlar

İlk köyümüz Beşoluk
Beşoluk köyünün girişindeki anıt ağaç
Güneşin turuncuya boyadığı dağlar
Pertek Kalesi
Erbildi köyüne vardığımızda, az sonra gelecek belediye otobüsünü bekleyen amcalar bizi soru yağmuruna tutmaya başlamıştı. Otobüs gelene kadar biz de kayalara oyulmuş ufak odacığa ulaşmaya çalışmıştık.

Erbildi köyünün gözetleme kulesi
Ben ayağımdaki sandaletlere güvenemediğim için vazgeçtiğimiz bu ufak macera, otobüsün görünmesiyle son bulmuştu. bir pazar gününe da bu kısacık turla nokta koymuştuk. Ev mi? Hâlâ temizlenmeyi bekliyor.

Ve turun sonu...
Sağlıcakla kalın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder