19 Ekim 2014 Pazar

Kars-Trabzon Bisiklet Turu, 5. Gün: Ankara'nın Bağları, Artvin'in yolları

Neredeyse yarım sene geçmiş üzerinden Artvin'e aşık oluşumun, Ardahan'dan nefret edişimin.

***

Gecenin bir körü varmıştık Artvin'e. Şansımız varmış ki şehir merkezine tırmanmak üzereyken Çoruh Üniversitesinin misafirhanesine denk geldik de, 6 kilometrelik bir "gece tırmanışı"ndan kurtulduk.

Sabah olunca planımızı yapmıştık: Merkezden araç kiralayıp, araziden numune toplayacağız. Ama misafirhanedeki hesap çarşıya uyarmı hiç? Artvin'in turizm haftasına denk gelmişiz! Hem de tam gününe. Bugün Tunç Fındık, kaya tırmanışı yapacakmış, ardından da topluca bir kanyon turu. Biz de arazi programımızı bir gün daha erteleyip sabah dokuzda Artvin Belediyesinin önünde, elimizde meyve suları ve poğaçalarla beklemeye başladık.

Vadiye gitmeden şunu da belirteyim, tur yazılarımın Ardahan kısmında bahsetmiştim, bir sloganı vardı Artvin'in: Turiste saygı varsa, turizmde kaygı yoktur! Gerçekten de öyle. Yanınızdan geçen insanla göz göze gelmeniz yeterli. O ilk bakışta sizin Artvinli olmadığınızı, siz de ayak üstü bir sohbetin başlayacağınızı anlıyorsunuz. İşte böyle. Açıklama bu kadar.

Araçlar belediyenin önüne dizildi. Karakurum'da 80 Gün kitabını severek okuduğum Tunç Fındık'la tanışacaktık. Araçlar hareket etti. Haydi bakalım.

Dar bir vadide araçtan indik. Kireçtaşı duvara dözenmiş rotayı tırmanacak olan Tunç Fındık'ın hazırlıkları tamam. Tırmanış başlıyor.



Tunç Fındık'tan sonra sıra bizde. Dar bir geçitten, sanki eşkiyalar için yaratılmış sığınağa varıyoruz.


Kızarmış hamur ve meyve suyundan oluşan menüden sonra Artvin'e dönüyoruz. 



Misafirhaneye vardığımızda akşam olmuş. Her ne kadar düzenli bir şekilde konaklayacağımızı düşünsek de bunda başarılı olamıyoruz.


İki günlük arazi çalışmasından sonra Eyüp abimle yolları ayırma vakti geliyor. Dizindeki ağrı, benimle gelmesine engel oluyor. Buradan Trabzon'a kadar yalnızım yine. Yükümü ayırıyorum. Payıma düşenler iki heybe, bir çanta.


En sevdiğim renklerden biri de tabela mavisi. Onu gördüğümde, yeni yerlere, yeni insanlara yaklaştığımı anlıyorum.


Ee, bir yerlere yaklaşmak için bulunduğunuz yerden uzaklaşmanız da gerekiyor tabii ki. Artvin kalesini, Artvin'de bulunduğumuz günlerde ziyaret edememiştik. Bir daha ne zaman görüşürüz? Kim bilir!


Bugünkü hedefim Hopa. Yol dar, tünel çok. Bunlar, harcamanız gereken enerjiyi daha da arttırıyor. Emniyet şeridi rahatlığı olmadan turun tadı da çıkmıyor ki!


Şüphesiz ki iyi lastikler ve iyi fren pabuçları, bisiklet turunuzun konforunu arttırıyor. Baradine ve Vittoria, bu turda ellerinden gelenin en iyisini yaptılar (arka lastik dönüşte -Malatya otogarından Elazığ'a- yandan pörtleyerek ömrünü tamamladı).


Hava tam turluk. Kapalı ama yağmıyor. Rüzgar çok az. Daha ne ister bir insan? Belki yemyeşil dağlar...


Belki de cağ kebabı! Borçka'ya varışım cuma gününe denk geldi. Hatta tam da cuma namazı çıkışına! Bu yüzden yemek yiyebilmek için uzun bir süre beklemek zorunda kaldım. (Yapmadan dönme: Borçka'daki demir köprüden karşıya geç, göbekten sola dön, solundaki ilk nalburun yanındaki cağ kebapçısında iyice karnını doyur!)


Gök mavisi, tabela mavisi... Bir mavi kaldı, deniz mavisi. Onu da Hopa'da göreceğim.


Borçka'nın çıkışında bir isyan.


Cankurtaran geçidini tırmanmak istemiyor musunuz? Tünelin tamamlanmasını beklemelisiniz. 400 metre kotunda inşa edilen Borçka Tüneli, şoförleri 290 metre fazladan tırmanmaktan kurtaracak. (Bu arada Nas İnşaat, İstanbul Avcılar'da beton mikserinin çarpmasıyla yıkılan yaya üst geçidini de inşa etmiş. Belki de Cankurtaran'ı tırmanmak daha akıllıcadır, ne dersiniz?)


Ve listeye bir geçit daha ekliyoruz. Bir Çam geçidi değil ama...


Ve Hopa göründü. Oraya ulaşabilmek için inmeniz gereken yol şu:


Vee, Hoppaaaa, eller havaya!


Hopa'ya vardığımda çadırda kalmayı planlamıştım. Ancak hava öyle bozdu ki, geçtim çadır kurmayı, saçak altında bile ıslanmak mümkündü. Öyle bir yağmur... Yağmurun şiddeti azaldığında kendimi Hopa Öğretmenevine attım. Öğretmenevi, adeta bir diskoyu andırıyordu. Bangır bangır müzikle coşan misafirler önce Gangnam Style ile çığlıklar atıp arkasından Ankara'nın Bağları ile kendilerinden geçiyorlardı (şaka değil, sıralama böyleydi). 

Tüm bu gürültü arasında kendimi odaya attığımda, "harıl harıl yanmaktan boruları kızarmış kömür sobasının yanından kalkıp buz gibi odaya giden çocuk" gibi şok geçirmiştim: Oda arkadaşım, Taha Akyol'un sunduğu, konukların seçim sistemini tartıştığı bir programı bütün ciddiyetiyle takip izliyordu! Çığlıklar, Taha Akyol, Cağ kebabı, Ankara'nın bağları, seçim barajı, Cankurtaran, Gangnam Style, yağmur, çamur, yumuşacık yastık, sıcacık yatak, göz kapakları...

***




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder