23 Ocak 2015 Cuma

Belgeselcilerin Söyleyeceği Şeyler Var-1: Hunter Nichols ile 44 gün

Ben üniversitede öğrenciyken, YouTube yeni açılmıştı. O zamanlar "video paylaşım sitesi" dendiğinde ne gelirdi ki aklımıza? Zaman geçti, yüksek çözünürlüğe sahip videolar olağan hâle geldi. Tabii ki bu, yüksek kaliteli videoları çekebilecek kameralara ulaşmanın -eskiye nazaran- çok daha kolay olmasının bir sonucu. Aksiyon kameraları -özellikle GoPro-, video kaydedebilen DSLR kameralar, mega mega pikselli cep telefonları, çoğumuzun kolayca erişebileceği fiyatlarda, yol kenarındaki teknoloji mağazalarında satılır oldu. Bunun sonucunda benim gibi cahiller bile "Ben belgesel çekeceğim!" diye ortalıkta dolaşmaya başladı (paragrafın bu şekilde sonlanacağını kestiremedim, lâf ne ara bana geldi lan?).

Aşağıda YouTube'a yüklenen ilk videoyu görebilirsiniz.


Şimdi yazıyı Hunter Nichols'a bağlamam lazım. 

İşte bu kameralar var ya bu kameralar... Bunları adam gibi kullanan insanlar da var. İşte Hunter Nichols da bunlardan biri (şaka maka, olayı asıl konuya bağladım). Hunter Nichols, Alabama'da yaşayan bir film yapımcısı (yönetmen, kameraman, ne bileyim, hepsi bir arada işte). Daha 9 yaşındayken hayatının ilk fotoğraf ödülünü kazanmış hatta (bunu "O kategoride yarışan tek kişi değildim hacu, rakiplerim filan vardı." diyerek vurguluyor. Hunter, bu sayede fotoğrafa olan ilgisini profesyonel alana da taşıyacak bir adım atıyor ve radyo-televizyonculuk okuyor (buradan, küçükken verilen ödüllerin hayatınızı nasıl yönlndirebileceğine dair bir ders var). Daha sonra da ünlü bir fotoğrafçı olan -kndisi öyle söylüyor, ben tanımıyorum- Beth Maynor Young, Hunter'ı yanına alıp eğitiyor (burada da, bir bilenin, siz gençken/tecrübesizken nasıl hayatınızı etkileyebileceği üzerine düşünmemiz gerekiyor). Sonuç olarak, ortaya "Ben belgesel çekmek istiyom!" diyen bir Yusuf değil, işi bilen bir Hunter Nichols çıkıyor (bu paragrafın sonunda da kendime geçirdim lâfı yine).

Geçenlerde, nasıl olduysa, Hunter'ın belgeseline denk geldim (Google diye bir site buldum, süper bişey!). Fiyatı biraz yüksek olsa da, almaya karar verdim. Bu sayede Hunter ile de yazıştım. Her soruma cevap verdi, her cevabına bir soru daha sordum. Siparişi verişimden 20 gün sonra, belgesel elime ulaştı (aslında vimeo on demand gibi satış kanallarını kullansaydı daha güzel olrdu amma...).


İşte dün gece, ben o belgeseli izledim. Tek kişinin bütün çekimleri gerçekleştirmesi, bunu da kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde kano turunda yapması, zaten saygıyı hak ederken, bir de her videosunda bir doğa fotoğrafı kalitesi yakalaması, sıkmayan, hatta bitmesini istemeyeceğiniz bir belgesel ortaya çıkarması, "Bu herife nice 15 dolarlar feda olsun!" dedirtiyor (gece 1 buçukta çılgınlar gibi alkışladım kendisini, sabah komşumla göz göze geldiğimde takdir etmek için yanlış zamanı seçtiğimi anladım).

Belgeselde neler var? Biraz da bundan bahsedeyim. Belgesel, ülkemizin sahip olmadığı ama Amerika'da bol bulunan, uzun ve düşük hızlı nehirlerden birinde yapılmış 44 günlük bir kano yolculuğunu anlatıyor. En başta "Eee hacu, gezdin de, bize ne bundan?" diyebilirsiniz. Ama belgesel sadece bir geziyi değil, insanoğlunun doğayı nasıl talan ettiğini, bizzat talan edilen yerden, kirletilen nehirden, petrole bulanan sahilden aktarıyor. 

Her saniyesinin bir fotoğraf karesi gibi kaliteli olduğu bu belgeselden bir tane rastgele örnek sunayım size.


Biraz "Nuri Bilge Ceylan fotoğrafçı abi, o yüzden filmleri böyle güzel yea!" gibi olacak amma, fotoğrafçılık ile film yapımcılığının arasında sıkı bir bağ var. Hunter da bunun güzel bir kanıtı. Hem okullu, hem alaylı fotoğrafçı. Okuduklarının hakkını vermiş, aferin.

Bir de, bir sahnede kameralarını nasıl şarj ettiğini açıklarken kullandığı güneş panellerini görünce -ki çok fazla seçeneği yok zaten- kanım daha fazla kaynadı kendisine. Enerji ihtiyacını karşılayan biri, medeniyetten istediği kadar uzaklaşabilir, değil mi Hunter? (tabii canım)

Yazıyı sonlandırayım artık: Bu belgesel, tek kişiyle belgesel çekmek isteyenleri hem anlatım hem de çekim kalitesi açısından (sizde Canon 5D Mark II olmasa bile) tatmin edebilecek bir belgesel; doğaya karşı hassas, yalnız başına doğada vakit geçirmeye hevesli, yıldırımdan korkan, timsahlara nanik yapmak isteyen herkese hitap ediyor.

Ama fiyatı 15 dolar, ona göre.

2 yorum:

  1. Milletin belgesellerini paylaşıyorsun ama seninkini göremedik bir türlü! Bari ucundan bişeyler göster :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 2 yıllık kalkınma planıma göre, belirli aralıklarla "Belgeselde hâlâ bir değişiklik yok" konulu yazılar yazıcam ;) İlki şu şekildeydi mesla:
      http://www.turcubaba.com/2015/01/belgesel-ne-durumda.html

      Sil