30 Ocak 2015 Cuma

Tanrı misafiri olsa kapıyı açmam: Guy Delisle

Bu aralar hava soğuk. Balkanlardan yurda vizesiz giren soğuk hava kütlesi daha Elazığ'a varmadı ancak kendisiyle turda karşılaşma olasılığı beni korkuttuğu için evden çıkmayı gözüm kesmiyor.

Sıcak iklim hayvanı olmak zor. Kaloriferi harlasan fatura kabarıyor, harlamasan bademcikler... Can sıkıcı tabii. Ev hapsi gibi, değil gibi. Ara sıra markete gidiyorum, her seferinde evin ihtiyaçlarını belirlemeden gittiğim için almamam gereken şeylerle dönüyorum. İhtiyacım olanlar ise kendilerine muhtaç olduğum anda aklıma geliyor... Artık çok geç! Plansızlık böyle bir şey.

Evvela Demir Kırat belgesel serisini bitirdim (adını bile hatırlayamadığım yabancı dizilere hiç ilgi duyamadım -Air Crash Investigation hariç de lan!). Bir gecede hem de. Evvela çok partili döneme geçtim, sonra birkaç seçim atlattım, en sonunda Yassıada. Birkaç saatte yakın tarih hakkında biraz fikir edindim. Ama 10 bölümlük belgesel bir gecede bitince, müsrif olduğumu anlıyorum. Osman Atasoy'un Uzaklar Antarktika belgeseli de o kadar sıkıcı ki, 21 Ağustos 1965 gecesi Sadun Boro'ya izletsen vazgeçer Dünya seyahatinden.

Ne zamandır harddiskimde yer işgal eden bir çizgi roman serisi gözüme çarptı. Guy Delisle'nin ürünü olan bu üç çizgi roman hem iyi vakit geçirmemi hem de bilinmeyen bir şehre bir çizer gözüyle bakmamı sağladı (herhangi bir şey çizdiğim yok tabii ki).


Bir çizerin, her ayrıntıyı not edişini, gözlerinin "ters giden bir şeyler" dedektörü gibi çalıştığını görmek ilginçti (demek ki bu herifler böyle yaşıyor hep). Guy'ın çizdiği sıralamayla, serinin ilk kitabı Kuzey Kore'de geçiyor. Bir animasyon işi için görevlendirilen Guy, üç kitapta da hiç aşina olmadığı kültürlerin içindeki bir yabancı olarak gözlemlerini aktarıyor.



Çizgi romanlar ilgimi pek çekmese de, Guy Delisle benim gibi "çizgi roman cahili" birine üç kitabını ardı ardına okutacak kadar başarılı (ben başarılı buldum yani). Ancak zaman zaman "Yau bu herif de hiçnir şeyden memnun olmuyor!" dediğim zamanlar da oldu.


Şimdi düşünüyorum da, Guy fırtınalı bir günde kapımı çalsa, bir an "İçeri alsam mı? Yarın gidip, ev çok pisti, yok örtü filthy, yerler dirty, diyerek beni yerin dibine sokar mı?" derim. Ama alırım lan içeri, vicdanlı bir bireyim (Bu üç kitabı herhangi bir ücret ödemeden, İnternet'ten indirmiştim. Kendisine bir borcum var.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder