7 Şubat 2015 Cumartesi

Fedakar sinek ile "Kasiyeri Ryan'ı Kurtarmak"

Bisiklet sürerken gözlük takmayanların gözüne kaçmakla görevli sinekler vardır. Her bisikletçi, en az bir tanesine denk gelmiştir. Benim için görevlendirilmiş olanıyla Şebinkarahisar'a giderken karşılaştım. Tabii ki o, gözyaşımda boğularak can vermişti çoktan (ne kadar edebi oldu la böyle söyleyince!). Bana, bütün iyi niyetiyle, bisiklet sürerken gözlük takmam gerektiğini canı pahasına gösteren bu fedakar sinek, planımın da yaklaşık iki saat aksamasına sebep olmuştu. Bu aksama, Şebinkarahisar'da iki tas işkembe çorbası içmeme, güzel insanlarla tanışmama vesile olacaktı aynı zamanda (ah güzel sinek, hepsi senin sayende).


İki tas çorbayı gömdükten sonra, büyük bir keyifle yüzümü Şebinkarahisar Kalesi'ne döndüm. Çıkmalı mıyım? O kadar yüksekte ki! Kim uğraşacak şimdi! (işkembe çorbası böyle bir tembelliğe sebep oluyor galiba)

En iyisi markete girip biraz yiyecek depolamaktı. Kahraman bakkalların dikkat çekici tabelaları olmamasından dolayı, gözü evvela süper marketleri gören bir tur bisikletçisi olarak -Ferhan Şensoy duymasın- A101'e yöneldim. Her zaman başıma geldiği gibi, hatta yeri geldiğinde çok eğlenceli olabiliyor, turist zannedildim. Tabii lan, bildiğin turisttim ben. Hollandalı filan olabilirmişim. A101'e mal taşıyan kamyonun şoförü öyle diyor yükleri boşaltan elemanlara. (Bazen ben bile düşünüyorum, "Tanrı bizi yarattı, biz de Hollanda'yı yarattık!" diye.) Ses etmemek lazım böyle durumlarda. Giriyorum markete, makarna, acil durum konservesi gibi kolay yiyecekleri depolarken ses tellerine söz geçiremeyen kamyoncu, kasiyere sesleniyor:

-Ben senin başvuru formunu gördüm koçum, "İngilizce biliyor" yazıyordu, haydi, görelim İngilizceni!

Kasiyer gergin. Gerilme kardeşim, biz Hollandalılar çok alçakgönüllüyüz, rahat ol. Kasaya yaklaşıyorum, bu tip marketlerde olan "Hoş geldiniz" yapmacıklığı yok. Kasiyerin bir gözü bende, bir gözü de nefesini tutup dışarıdan bizi izleyen kamyoncu-yük indirici koalisyonunda. Nasıl dalga geçilecek kim bilir! Bir şeyler yapmak, kasiyerin karizmasını kurtarmak lazım.

- Makarna üç tane, diyorum kasiyere. Göz göze geliyoruz. 

- Türk müydün, diyor. Son beş dakikalık Hollandalılığımı saymazsak evet. Konuşuyoruz, dışarıdaki meraklı kalabalık hayal kırıklığına uğramış belli ki. Kasiyerin benimle konuşamaması gerekiyordu onların planında. Biz içeride Türkçe konuşurken, onlar dışarıdan İngilizce sanarak -tabii ki buna üzülerek- izliyorlar. 

- Çaktırma, diyorum. Ben "Bye!" derim, "Have a nice day!" derim, sen de "Bye!" der geçersin. Ortamlarda İngilizce konuştum de, kim bilecek?

Plan işliyor,dükkandan çıkarken oynuyoruz senaryoyu, kasiyer memnun, kamyoncu ise kırılan hayallerini, kasiyerin bu başarısını küçümsemeye çalışarak gizlemeye çalışıyor. 

Fedakar sinek, bunlar hep senin sayende. Kamyoncu dışında herkes sana minnettar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder