31 Mart 2015 Salı

İçinden Bisiklet Geçen Reklamlar

Dergi okurken, çoğu zaman reklamlara dikkat etmeyiz. Sonuçta reklamdır, niçin vakit ayıralım onları okumaya? 

Ama bisikletle ilgili reklamlar ilgi çekici olabiliyor. İşte, National Geographic dergisinde yayınlanmış birkaç bisiklet reklamı.

1- Schwinn al, tatilin eğlenceli geçsin (Aralık 1941)


27 Mart 2015 Cuma

En güzel kaleler ayağınıza geldi: 100 Kale, Türkiye'nin Kültür Mirası


Tepedeki çimenlikten seyreylesek şu alemi
Küçülmüş, ufacık olmuş insanların alemi
Bir buluta uzanıp bir bulutun kanadına dokunmak
Vazgeçmek birden bire, her şeyden vazgeçmek...




1. isim, tarih Düşmanın gelmesi beklenilen yollar üzerinde, askerî önem taşıyan şehirlerde, geçit ve dar boğazlarda güvenliği sağlamak için yapılan kalın duvarlı, burçlu, mazgallı yapı, kermen
"Onu kalenin yanındaki küçük mezarlığa, bir zeytin ağacının yanına gömdüler." - Halikarnas Balıkçısı

Tepe var ama çimenlik değil. İnsan da kalmamış, her yer, nehrin kenarındaki bütün köyler sular altında. Ama bulut aynı bulut, kuş aynı kuş. İnsanlık onlara pek zarar verememiş. Yalnızca Pertek Kalesi kurtarabilmiş kendini. Hala yüksekte, hala etrafına hakim. Eee, dev bir kale, bir baraja mı mağlup olacak?

***

Kitabı kütüphaneden ödünç aldığımda rastgele bir sayfayı açtım. Şans mı denir bilmem, Engüzek kalesinin hoş -belki de sönük, o güzelim kalenin azametini yansıtmaktan aciz- bir fotoğrafıyla karşılaştım. Sanki bani çağırıyordu yine. "Dur bakalım," dedim içimden, "bir daha ne zaman görüşeceğiz."

Sonra bir sayfa, bir sayfa daha... Meğer ne kaleler varmış, binlercesini bilmeden, görmeden yaşamışız bu güne dek. Pekâlâ, bu bize ne kaybettirdi? Yaşadığımız şehrin yüzlerce -belki de binlerce- yıl güvenliğini sağlamış, onu denetim altında tutmuş yapısını kimin inşa ettiğini bilmezdik. Ona -ve dolayısıyla koruduğu şehre-kimlerin hâkim olduğunu, onu kimlerin yıktığını, kimlerin onardığını da bilmezdik. Ve böylece bu heybetli yapılar, bize koca bir tarihi değil, yalnızca köstebek gibi her yanı eşen definecileri ve alemcilerin bıraktığı idrar kokusunu hatırlatırdı.

18 Mart 2015 Çarşamba

Kendin yapçının günlüğü-2: Steadicam yapımı


Öncelikle, keşke şöylesini yapabilseydik:


Hem teknik imkansızlıkla, cehalet ve parasızlık da bir araya gelince, biz ancak şunu yapabiliyoruz:


Yukarıdaki fotoğrafta poz veren çekik gözlü arkadaşın duruşunu fark etmişsinizdir. Bizim yapacağımız sabitleyicide, görüntüyü sabitleme görevini vücudumuzdaki eklemler, ayak bileği, diz, omuz ve dirsekler yapacak. Sabit bir görüntü için parmak uçlarınıza basarak adım atmalı, omuz ve dirseklerinizi daha esnek, kaslarınızı daha gevşek tutmalısınız.

Şimdi, malzemelerimizi ve onların fiyatlarını görelim.

10 Mart 2015 Salı

Çok Yarayışlı Bir Cihaz: Camelion USB Pil Şarj Cihazı


Bahar geliyor; benim gibi kışın bisiklete binmeyen tatlı su turcularının yollara düşüp piyasa yapacağı günler yaklaşıyor. Bu aralar ekipman ihtiyacımızı gidermek için en uygun günler. Bol bol fotoğraf çekeceğimiz bu turlarda, kameralarımız su yakmayacak tabii ki. AA boyutundaki pilleri cayır cayır tüketeceğiz. Hele ki birkaç gün sürecek kamplı turlarda pil ihtiyacımız hem kamp lambası, hem de kamera, hem de bisiklet aydınlatmaları dolayısıyla artacak. Bu ihtiyacımızı bakkallardan pil satın alarak değil de pillerimizi güneş paneli veya güç bankasından şarj ederek gidereceksek bir usb çıkışlı pil şarj cihazına ihtiyacımız olacak.


Geçen hafta Malatya'daki Koçtaş'ta gezerken çok işime yarayacak bir cihaz gösterdi Mustafa (Mustafa hakkında detaylı bilgi için tıklayınız): Camelion USB Pil Şarj Cihazı.

20 liralık fiyatıyla biraz cep yaksa da yanında kutuya dahil olan dört adet 1300 mAh'lık AA boyutunda pille kendini affettiren cihazı daha deneme imkanım olmadı, sadece kutuyu açarak çalışıp çalışmadığını denedim. Zaten bu yazıyı da "bakın, böyle bir cihaz satılıyor Koçtaş'ta, işinize yarayabilir" demek için yazdım. Cihazın kutusundan şunlar çıkıyor, gösterelim Uğurcum.

1 Mart 2015 Pazar

Dört Adam, Bir Hayal-1: İpek Yolu'nda Son Kervan

"Bu kitap, Arif Aşçı, Necat Nazaroğlu, Murat Özbey ve Paxton Winters adlarında dört genç insanın yaklaşık 12000 kilometre boyunca eski çağların İpek Yolu'nu bir deve kervanıyla aşarak Çin'den başlayıp, Kırgızistan, Özbekistan Türkmenistan ve İran üzerinden Türkiye'ye kadar gelişlerinin hikayesidir."

Celal Şengör'ün Zümrüt Ayna adlı kitabını okurken sıra o yazıya geliyor:


Yazı Arif Aşçı adında, yaşlı başlı, güler yüzlü (bunu yazının fotoğrafından anlıyorum) bir insandan bahsediyor. Onu tanımıyorum -ki bu benim gibi cahil biri için gayet normal, televizyona çıkmayanı tanımıyoruz artık-, ama Celal Şengör kendisi için şunu diyor: Arif Aşçı, bugün ülkemizde yaşayan en önemli insandır! Celal hocanın cümle sonuna koyduğu o ünlem işareti hem cehaletimi yüzüme tokat gibi çarpıyor, hem de İnternet bağlantısı olmayan mağaramda merakımı kabartarak "Sabah olsa da Google'a Arif aşçıyı sorsam!" dedirtiyor.  Celal hocanın yazısından, Arif Aşçı'nın develeri taşlık zeminde yürütmek ve Paris'teki Saint German Bulvarı'nın 184 numaralı binasının kapısındaki heykel hakkında bilgi sahibi olduğunu öğreniyorum. Haydaaa! Çıldıracağım, kim yahu Arif Aşçı? Merakım kaynayan süt gibi taşıyor, utanmasam gecenin bir yarısı komşunun kapısına dayanıp "Tanıyor musun Arif Aşçı'yı?" diyeceğim (gerçi onun da tanıyacağını sanmam, toplu konut olarak cahiliz).

Bir de Arif Aşçı'nın kitabı varmış, "İpek Yolu'nda Son Kervan" diye. Kervan diyor; adam kervancı herhalde. Çin'den Saint German Bulvarı'ndaki 184 numaraya ipek filan taşıyor olmalı (yoksa hem deveyi taşta yürütmeyi, hem de kapıdaki heykeli bilmesine imkan yok). Yazıyı okuyup kitabı kapatıyorum. Aklım Arif Aşçı'da kalıyor; kim bu adam?