1 Mart 2015 Pazar

Dört Adam, Bir Hayal-1: İpek Yolu'nda Son Kervan

"Bu kitap, Arif Aşçı, Necat Nazaroğlu, Murat Özbey ve Paxton Winters adlarında dört genç insanın yaklaşık 12000 kilometre boyunca eski çağların İpek Yolu'nu bir deve kervanıyla aşarak Çin'den başlayıp, Kırgızistan, Özbekistan Türkmenistan ve İran üzerinden Türkiye'ye kadar gelişlerinin hikayesidir."

Celal Şengör'ün Zümrüt Ayna adlı kitabını okurken sıra o yazıya geliyor:


Yazı Arif Aşçı adında, yaşlı başlı, güler yüzlü (bunu yazının fotoğrafından anlıyorum) bir insandan bahsediyor. Onu tanımıyorum -ki bu benim gibi cahil biri için gayet normal, televizyona çıkmayanı tanımıyoruz artık-, ama Celal Şengör kendisi için şunu diyor: Arif Aşçı, bugün ülkemizde yaşayan en önemli insandır! Celal hocanın cümle sonuna koyduğu o ünlem işareti hem cehaletimi yüzüme tokat gibi çarpıyor, hem de İnternet bağlantısı olmayan mağaramda merakımı kabartarak "Sabah olsa da Google'a Arif aşçıyı sorsam!" dedirtiyor.  Celal hocanın yazısından, Arif Aşçı'nın develeri taşlık zeminde yürütmek ve Paris'teki Saint German Bulvarı'nın 184 numaralı binasının kapısındaki heykel hakkında bilgi sahibi olduğunu öğreniyorum. Haydaaa! Çıldıracağım, kim yahu Arif Aşçı? Merakım kaynayan süt gibi taşıyor, utanmasam gecenin bir yarısı komşunun kapısına dayanıp "Tanıyor musun Arif Aşçı'yı?" diyeceğim (gerçi onun da tanıyacağını sanmam, toplu konut olarak cahiliz).

Bir de Arif Aşçı'nın kitabı varmış, "İpek Yolu'nda Son Kervan" diye. Kervan diyor; adam kervancı herhalde. Çin'den Saint German Bulvarı'ndaki 184 numaraya ipek filan taşıyor olmalı (yoksa hem deveyi taşta yürütmeyi, hem de kapıdaki heykeli bilmesine imkan yok). Yazıyı okuyup kitabı kapatıyorum. Aklım Arif Aşçı'da kalıyor; kim bu adam?
***

Sabah bölümde ilk işim Google'a Arif Aşçı'yı sormak oluyor. Aman Allah'ım! Arif Aşçı hem en bilgili hem de en deli adamlardan biriymiş!

Sonraki saatlerimi İpek Yolu'nda Son Kervan adlı kitabı aramakla geçiriyorum. Düşünsene, dört adam, develerle 12 bin kilometre yürümüş. Kervan başı Arif Aşçı, Türkiye'ye döndüğünde de bunun kitabını yazmış! Bu kitabı okumadan ölür mü insan?

Evvela Fırat Üniversitesinin kütüphanesinde tarıyorum. Evet, kitap var kütüphanede. Yani İnternet'te öyle görünüyor. Ama kütüphaneye vardığımda işler değişiyor. Bakmadığım raf kalmıyor; kitap yok! İnönü, İstanbul Teknik, Erciyes... Yok efendim! Herhalde bu kitabı kütüphanelerden aşırmakla görevli bir ekip var! (haksız da sayılmazlar, ben de çalacak olsam bu kitabı çalardım!) Her kütüphanede "var", ama aslında "yok". Sonra kitabı satın almaktan başka çare olmadığını anlıyorum (çok zekiyim). Çok fazla seçenek yok, adres belli: nadirkitap.com


Zamanında 5 bin adet basılan bu kitabı bulmanın ne kadar zor olabileceğini tahmin edersiniz. Fiyatlar da bu zorlukladoğru orantılı; 250 liradan başlıyor, gerisini siz düşünün. Sonunda 150 liraya, iyi durumda olan bir tanesini buluyorum. Artık bekle ki kargoya verilsin de eline ulaşsın.

Ve kitap, bir çarşamba akşamı masada duruyor. En son Sadun Boro'nun Pupa Yelken'inde böyle heyecanlanmıştım. Ama bu bambaşka bir kitap. Kitap değil, bir ticaret yolunun destanı.

Kapağı açıyorum. İlk cümle, bu dört adamın ne kadar deli olduğunu kanıtlıyor sanki:

Her şey bir şakayla başladı!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder