30 Nisan 2015 Perşembe

Ekonomik Bir Bisiklet Turu İçin Altın Kurallar

1- Ateş yakmayı öğrenin.

Ateş yakmanıza izin verilen yerlerde, tamamen söndürmek şartıyla yakacağınız bir ateş, uzun turlarda, kamp ocağına gerek kalmadan yemeğinizi yapmanızı sağlar.

Ateş yakmak için pratik bilgileri şurada bulabilirsiniz:



28 Nisan 2015 Salı

Durduk yerde bir Doğu Karadeniz sanrısı

Dün, öğle arasında şehir merkezine gittim. Yemek yemek için bir esnaf lokantasına girdim söylemesi çok ayıp. Masaya yerleşmiş yemeğimi yerken bir Doğu Karadeniz türküsü çalmaya başladı.

Doğu Karadeniz, bisiklet üstündeyken beni en çok heyecanlandıran bölgelerden biridir. Her ne kadar bir tatil köyüne dönmüş olsa da Ayder yaylasında Gökhan abiyle geçirdiğimiz gece -belli ki- beni çok etkilemiş. Sürekli horon oynamaya -ya da tepmeye, bilemedim şimdi- meraklı insanlar, tabiatın kucağı, temiz hava... 


Ama herhalde "Doğu Karadeniz bu muymuş lağn?" diye aklımın fırtması daha evvele gidiyor. Torul(Gümüşhane)'u geçip tırmanmaya başladığımda, hep söylenen "Bir tarafı güneş, bir tarafı sis, yağmur" olan Zigana'nın beni böyle tutuzlayacağını tahmin etmemiştim. Yolda beni aracına alan -ve bu sayede Trabzon'daki arkadaşımın düğününe yetişmemi sağlayan- Maçgali Baligci Osman Ağbi ile, Zigana Tüneli'nin tam karşısına konuşlanmış lokantada et yerken de Doğu Karadeniz'in en güneş görmemiş ve en yağmurlu ve en sisli, en bulutlu türküleri çalıyordu.

24 Nisan 2015 Cuma

Sivrice'de bir hafta sonu: İsimsiz burundaki pembe ağaçlar

deniz kokusu getiriyorum
yine gazeteleri okumak,
yine gece bıkkınlığı,
yine sabah telaşlarına alışmak için...


Kampüste sınav telâşı hüküm sürüyor. Açık öğretim sınavlarına girmeye niyetli ama geç kalkmış, ama sınava gireceği binanın yerini bilmeyen, ama yataktan kalkarken ters tarafı tercih eden ne kadar insan varsa saat dokuzda buluşmak üzere sözleşmişler. Herkes sözünde durmuş bu sabah. Sınav günleri coşkuyla, kornayla, hakaretle kutlanıyor kampüste. Benim gibi tıkırı yerinde zoptikler ise işin eğlencesinde.

Saat dokuzu sekiz geçmiş. İn cin sınavda yalnız iki yoldaş uyanık, biri ben, bir de Hakan. Herif yirmi dört saat gülüyor. Ya karşısındakini taşkalaya alıyor için için, ya da huyu böyle. Neyse, nihayetinde sinirsporla yola çıkmamalı; Hakan iyidir, onunla tur eğlenceli geçer, kızmaz, gürlemez. Ve zamanında, buluşma yerinde olur. Ne âlâ! 


Hakan'ın bir lakabı var üniversitede: İzmir'e bisikletle giden çocuk. Kısaltması yok, böyle uzun uzun. Benim lakabım ise biraz daha kısa: Jeolojideki hoca. İsimsizler turu bir bakıma. Üniversitedeki bisiklet topluluğunda herkesin yarışla kafayı sıyırıp benzinli motora bağladığı bir çağda, elde kalan iki dizel motor. Ve düz asfalt değil, bilinmeyen, gidilmemiş yerler arayan iki aylak.

21 Nisan 2015 Salı

Çizim mi, Fotoğraf mı?

Bu konu hakkında daha evvel şu iki yazıyı yazmıştım:



Dün akşam, ne zamandır görmediğim, küçük, turuncu kaplı, not defterim geçti elime. O kadar uzun zaman olmuş ki, acaba nasıl notlar tutmuşum, diyerek heyecanla açtım kapağını. Meğer bu, benim yolda, fotoğrafını çekmekten ziyade karşısına oturup -çizim yeteneğine sahip olduğumu düşünerek- kurşun kalemle çizmeyi düşündüğüm birkaç yapıyla kendimi sınadığım deftermiş. Şimdi baktığımda, kendime, Selimiye Katedrali'nin güney yüzünü çizmeye kalkışarak büyük bir kötülük yaptığımı düşünüyorum. Belki de deneyip hevesimi kaçıracak kadar başarısız olacaktım. Neyse ki biraz uğraşmışım.


Peki, fotoğraf çekmek varken böyle işlerle uğraşmak ister insan? Belki bunu ben Selimiye Katedrali'ni çizmeye çalışırken sorsaydım "Heeeç, hoşuma gittiğinden herhalde!" gibi bir cevap verebilirdim kendime (bak bak, ukalaya bak!). Ama şimdi düşünüyorum da, Sümbüllü Kilise'nin çizimine baktığımda Ihlara Vadisi'ne gidiyorum birkaç saniyeliğine. 8 ay sonra, soruma daha mantıklı bir cevap bulmuş oluyorum böylece.

13 Nisan 2015 Pazartesi

Artvin-Trabzon Bisiklet Turu 2. Gün : Kendini Tanımak

"Simsiyah gölgelerin içinden,
Güneş olup suretimi püskürsem.
Yamaçlarda çay toplayan kad'n-ana
Uzatsan da, hürmetle elini öpsem.
Ardıç olsam, kayın olsam , büyüsem...
Çam dalında sallanan gamsız kozalak;
Tıpkı senin gibi, toprağa düşsem..."


Kimileri; neşesinden yerinde duramaz bir seyahatte. Yolda olmanın verdiği heyecan ve mutluluk her bir tasayı unutturur zat-ı âlîlerine. Hani paçalarından tutup silkelesek, içlerinden kelebek çıkar. Kimileri ise; bir türlü yıkamaz suratındaki mahkeme duvarlarını. Aklı hâlâ geldiği yerdedir. Odaklanamaz. Onları silkelemeye gerek yok. İçlerinden çıksa çıksa mübaşir çıkar. Ben mi? Bense sadece şarkı söylerim...

Kül rengindeki bulutların arasında bir görünüp bir kaybolan güneş, savaşı kaybedip vatanını terketmişti. Bize bıraktığı bir kaç damla ışık ile uyandığımda hiç horoz sesi duymadım. Emrah'ın hâlâ pineklediğini görünce tekrar çadırıma girdim. Hava oldukça soğuktu. Gece boyunca tepemde dalaşan köpeklerin mesaileri henüz bitmişti. Sarışın olan, az ilerideki taksi durağını korumakla görevliydi. Esmer olan ise diğerini kışkırtmakla...Yan taraftaki çay ocağından sesler yükselmeye başlamıştı bile. Selamlar, sabahlar, günaydınlar... Onlar duymasa da her birini içtenlikle cevapladım.

Belli bir hedefiniz yoksa nereye gittiğinizin de önemi yoktur. Şuursuzca ilerlersiniz. Karşınıza çıkan her viraj  yeni sürprizler doğurur. Kimi zaman yüzünüz bayram şekeri tadı verir, kimi zaman ise bir zemberek. Fakat her iki sonuçta da bir şeyler öğrenirsiniz.

İşte böyle şuursuzca çıktık yola. Pedala basar basmaz bir rüzgâr karşıladı cepheden , sanki bizi bekliyormuşçasına. Öyle ki, geri püskürtecek! Rüzgâra karşı pedal çevirmek zordur, yüklü bir bisikletle daha da zor... Zaman zaman yer değiştirip birbirimizin ardına sığınsak da rüzgârdan kaçmaya başaramadık. Planlarımızda yaylalara girmek de vardı, fakat Kaçkarlar'daki yoğun kar ve üzerimizdeki ince kıyafetler bir kez daha düşünmemize sebep oldu. Ayder'i gösteren tabelaya hüzünlü bir bakış attıktan sonra yolumuza devam etme kararı aldık. Bu noktadan sonraki hedeflerimiz değişti; Rize'ye var, Çaykur paketleme bölümünü bul, Melih Açık ile tanış!

10 Nisan 2015 Cuma

Baskil'de bir kazı-dolgu hatırası


Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk.
Soğuk bir mart sabahı... Buz tutuyor her soluk.



Seçim günü, hava buz gibi soğuk. Küçük ilçelerde daha ateşli geçer seçimler. Her partinin kendi kıraathanesinde, adaylara destek istenir, beleş çay içilir. Baskil'e vardığımızda da durum böyleydi. Parti bayrakları, seçim heyecanı ve adayların kalp atışları arasından geçip Kuşsarayı köyüne doğru yol aldık. Tam bir sene olmuş. Baskil'den 10 kilometre kadar uzaklaşmıştık ki şiddetli bir kar yağışı başladı. Rüzgarın tam karşımızdan esmesiyle bir işkenceye dönüşmüştü turumuz. Ne yapmalı? -Kuytu bir köşe bulmalı. Nerede? -İşte orada! Yol inşaatı, kim bilir ne zaman tamamlanmış. Yapılan kazıdaki hafriyat bir köşede, yaklaşık 20 metre genişliğinde bir yığın olacak şekilde kenara itilmiş. Bu geceyi geçirmek için ideal bir köşe. Ama bir sorunumuz var: Çadır kuracak kadar düz bir yer yok!

Rüzgarlı bir gecede çadırın sallanıp hırpalanmasını engellemek için, yıllar evvel tesadüfen almış olduğum bir inşaat mühendisliği dersi gelmişti aklıma:

"Yol inşaatında, kazıdan çıkan malzeme, dolguda kullanılabilir. Kazı ile dolgu birbirine ne kadar yakın ve hacim olarak eşitse, yolun o kadar ekonomik olur."

O zaman, bu ufak çaplı mühendislik projesine başlayalım!

Adım-1 Araziyi tanı

Çadır gürültüsü olmadan, güzel bir gece geçirmek için rüzgarı kesen bir engel bul. Zemini incele. 


Adım-2 Projeyi oluştur