28 Nisan 2015 Salı

Durduk yerde bir Doğu Karadeniz sanrısı

Dün, öğle arasında şehir merkezine gittim. Yemek yemek için bir esnaf lokantasına girdim söylemesi çok ayıp. Masaya yerleşmiş yemeğimi yerken bir Doğu Karadeniz türküsü çalmaya başladı.

Doğu Karadeniz, bisiklet üstündeyken beni en çok heyecanlandıran bölgelerden biridir. Her ne kadar bir tatil köyüne dönmüş olsa da Ayder yaylasında Gökhan abiyle geçirdiğimiz gece -belli ki- beni çok etkilemiş. Sürekli horon oynamaya -ya da tepmeye, bilemedim şimdi- meraklı insanlar, tabiatın kucağı, temiz hava... 


Ama herhalde "Doğu Karadeniz bu muymuş lağn?" diye aklımın fırtması daha evvele gidiyor. Torul(Gümüşhane)'u geçip tırmanmaya başladığımda, hep söylenen "Bir tarafı güneş, bir tarafı sis, yağmur" olan Zigana'nın beni böyle tutuzlayacağını tahmin etmemiştim. Yolda beni aracına alan -ve bu sayede Trabzon'daki arkadaşımın düğününe yetişmemi sağlayan- Maçgali Baligci Osman Ağbi ile, Zigana Tüneli'nin tam karşısına konuşlanmış lokantada et yerken de Doğu Karadeniz'in en güneş görmemiş ve en yağmurlu ve en sisli, en bulutlu türküleri çalıyordu.

Yemeğimi yerken, kapının önündeki bisikletimin devrilmemiş olmasını istedim. Olur ya, hep devrilirdi bisiklet dediğin; hele de yüklüyse. Sonra çadır kurmak için uygun bir yer bulmam gerektiği de geçti aklımdan. Lokantanın kapısından çıktığımda yağmakla yağmamak arasında kararsız Karadeniz havası yüzüme çarpacaktı. Ben de "Ulan bu insanlar nasıl yaşıyor burda?" diyerek iç geçirecektim. Sonra buranın insanıyla Konya'nın Karapınar'ının bir köyünde, alabildiğine yeşilsiz, alabildiğine tozlu, alabildiğine sıcakta yaşayan insanlarını kıyaslayacaktım ve hangisinin yerinde olmak istediğime karar veremeyip bisikletime atlayacak, acımasız yokuşlar tırmanacak, en el değmemişe, en doğala, en yeşile ulaşmak için pedallara asılacaktım.

Hesabı ödedim. Dışarı çıktım. Bisikletim yerinde değil. Hava güneşli. Yollar düz. Her yer beton. Elazığ'dayım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder