18 Haziran 2015 Perşembe

Menisküs Korkusuyla Geçen Birkaç Gün

Ben çocukken, benim dışımdaki herkes çok iyi futbol oynardı. Herkes birer Ronaldo (Portekizli olanı değil, biz Brezilyalı olanıyla büyüdük), herkes birer Figo, herkes birer Del Piero idi. Ben ise Alan Shearer olmaya çalışırdım, olamazdım tabii. Olaya hep "Onlarda da iki ayak var, bende de! O zaman ben de iyi futbol oynayabilirim." sığlığıyla yaklaştığım için, Yılmaz Vural gibi, bir baltaya sap olamadan geçti sokak-arası-futbolu kariyerim.

Tabii doğuştan yetenekli olan arkadaşlarıma da özenirdim için için. Mesela çok sevdiğim -ama uzun zamandır görüşmediğim- arkadaşım, Uğur, solak insanların, diğerlerine oranla daha yetenekli olduğu fikrini edinmemde çok etkili olmuştu. (Birkaç solak arkadaşımın daha iyi topçu olduğunu görünce, solakların kendi aralarında kötü top oynayan solakları gizlice ortadan kaldıran bir gizli örgüt olduğunu filan da düşünmeye başlamıştım. Çocuk aklı işte.) Ama iyi insanların kötülere kıyasla aramızdan daha erken ayrıldıkları gibi, iyi top oynayan  doğuştan şanslı solakların da futbol hayatı bir riskle karşı karşıyaydı: Menisküs!