1 Aralık 2015 Salı

Niçin Elazığ'da Toplu Taşımayı Tercih Etmiyorum?

"Kardeşim biraz ilerler misiniz! Görünüyor buradan, arka taraf boş işte!"



Aslında bunu aşırı akademik bir dille yazacaktım; okuyan alıntılardan, kaynaklardan, dipnotlardan dolayı okuduğuna pişman olacak, bana sövecek, bir daha da siteye adımını atmayacaktı ama daha ilk cümlede bunu beceremeyeceğimi anladım. Ne bileyim, insan gidip bir Bukowski'den, Thoreau'dan filan alıntı yaparak başlar. Ama kolay değil o iş. Şimdilik böyle idare ediverin.

Geçenlerde, eve bisikletle tırmanmaya üşendiğim bir gecenin sabahı, dolmuşa bineyim dediydim. Daha o zamanlar bizim sokağın köşe başına 3000 kişilik erkek yurdu inşa edilmemişti. Belediye otobüsleri bu yurt yüzünden içinde sabah akşam iddaa kuponları doldurulmayan, lig maçlarında atılan gollerin toplu halde sevinç veya üzüntü yaratmadığı, şoförün de gaza gelip "O Hamza Hamzaoğlu mudur nedir, onun ben ta .mına koyayım!" diye bağırmadığı, insanların sabah işine, akşam da kucağında Saray Fırını'ndan aldığı kıymalı pidelerle evine gitmek için kullandığı sıradan bir ulaşım aracıydı. (Erkek yurdu çok kötü bir şey lan, şimdiki aklım olsa protesto ederim, valiye çıkar, bu yurt başımıza büyük belâlar getirecek, diyerek inşa faaliyetini engellerim.) Dolmuşlar da öyle... Ben de o sabah dolmuşa bindiydim işte. Ama dolmuşta tutma demiri filan yok! Olur mu lan öyle şey! Tutamaksız dolmuş mu olur? Oluyor işte. Konfor sıfır, yöntem berbat. Zaten o günün akşamında, dolmuşta fark ettiğim, ufak çıkıntılardan tutunma kaabiliyetimi değerlendirmek için yapay duvarda kaya tırmanışı denemelerine başladıydım. (Fırsatları iyi değerlendiririm, kaçırmam.)

Arabamız var bizim

Aslında bizim bir arabamız var, hiç öyle toplu taşımayla işimiz filan olmamalı. Ama yılın yarısında kronik problemleri dolayısıyla çalıştıramadığımız için toplu taşımayı kullanmak zorunda kalıyoruz. Yoksa toplu taşıma -özellikle o lânetli yurt yüzünden- kullanılacak gibi değil. Büyüyen bir semtte, birden hizmete giren 3 bin kişilik yurt için herhalde ulaştırma sektörü bir isim bulmuştur (nüfus patlağı, nüfus bombası, yoğunluk şeysi; bunlar benim önerilerim). Buna bir de -şehir "büyükşehir" statüsüne sahip olmak/daha fazla milletvekili çıkarabilmek/öğrencilerin yükünü hafifletmek gibi gâyelerle- Elazığ Belediyesinin öğrencilere sağladığı "nüfus kaydını Elazığ'a aldırma koşuluyla ücretsiz ulaşım" hizmeti (1) eklenince, toplu taşımada oluşan yoğunluğu varın siz tahmin edin.

 Vurdurmak kolay olsun diye aracı yokuş aşağı park ettiğimiz sıradan bir gün (2)

Ücretsiz kampüs turu!

Elazığ'da toplu taşımayla ilgili bir sorun daha var: Konforsuz araçlar! Bak, ben O302'ye de bindim, körüklü MAN'lara da. Ama ben bu Güleryüz Cobra kadar rahatsızını görmedim. Şu an bir aydınlanma yaşasam, şasiden motordan filan anlamaya başlasam, o "gelişmekte olan üçüncü dünya" hâlimle daha iyisini üretirim. Neyse ki belediye de bu otobüslerin yeteri kadar konforlu olmadığını fark etmiş de, daha kaliteli araçlar satın almaya karar vermiş (3). Tabii ki şimdilik yeterli olmasa da bütün araç filosunun yenilenip döküntü Güleryüz'lerin jilet ve çivi sektöründe geri dönüşüm bandına konulacağı günler de gelecek (ulan hayalime bak. güzel günler göreceğiz, Mercedes'li günler!).

Belediye otobüslerinin konforsuz oluşuna bir de belediye otobüsünün çılgın kampüs güzergâhı da eklendiğinde, bir öğrencinin toplu taşıması pratik bir ulaşım yolu olmaktan ziyade bir sabır sınavı, bir çile, bir ızdırap oluveriyor (bu kadar dramatikleştirmeyelim piliiiiz. Tabii ki bayım.)

İşte o çılgın rota!
Eee, birader, çözümün ne?

Ben Selçuk Üniversitesinde okurken, okula düzenli olarak bisikletle gidip gelen bir kişi vardı: Yabancı Diller Yüksek Okulunda görevli Hollandalı bir okutman! Ama orası Konya, orada herkes bisiklet sürmüyor mu? Sürmüyor işte. Şüphesiz ki Elazığ:'da durum Konya'daki kadar vahim değil, kampüs ile ev/yurt arasında düzenli olarak bisiklet kullanan onlarca öğrenci ve bir de bendeniz varız. Yeterli mi:? Tabii ki değil ama öğrenciler bilseler ki düzenli olarak bisiklet sürmek insan ömrünü 3 ilâ 14 ay uzatıyor, eminim bisiklete olan ilgileri artar. (Olayı nasıl da bisiklete bağladım kaşla göz arasında lan? Aferin bana. Pekâlâ bisiklet sürerken solunan egzoz ve diğer partiküller n'olacak qanqa? Bak işte o da Avrupa şartlarında 0.8 ilâ 40 gün arasında ömür kısaltıyor. Bunu 3-5 ile çarparsan (bu katsayıyı kıçımdan uydurdum) egzoz emisyonu daha yüksek araçların kullanıldığı ülkemizdeki -tahminî- ortalama gün sayısını bulabilirsin.) (4)

Ayrıca, ölüm nedeni istatistiklerine bakıldığında dolaşım sistemi kaynaklı ölümlerin başı çekmesi de bizim için bir şey ifade etmiyorsa (5), kalbimizin dile gelip "Spor yapsana lan pezemenk!" demesini mi beklemeliyiz?


AZ BİLİMSEL ÇOK FİLMSEL KAYNAKLAR
(1) "Üniversite Öğrencilerine Tanınan Ücretsiz Ulaşım Hizmeti" http://www.elazig.bel.tr/haber.php?id=1066
(2) Fotoğrafın kaynağı: http://awanderingphoto.com/2014/11/22/it-feels-like-home-living-with-a-turkish-cyclist/
(3) "Elazığ Belediyesi Araç Filosu Zenginleştirildi" http://www.elazig.bel.tr/haber.php?id=728
(4) "Do the Health Benefits of Cycling Outweigh the Risks?"  http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2920084/
(5) "Ölüm Nedeni İstatistikleri, 2014" http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=18855

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder