29 Mart 2016 Salı

Bisikletle birtakım şovlar, yakıt kamyonları filan

-Ee, sonra?
-Sonra aniden frene asıldı. Meğer ehliyet sınav aracıymış arkasına girdiğimiz.
-Siz ne yaptınız?
-Batuhan sağdan, ben de soldan çarptık minibüse. Yola savrulduk. Şükür, arkadan araç gelmiyordu.
-İyi bari, ölmemişsiniz.

Bu konuşma bu hafta sonu yol bisikletçisi arkadaşlarımla aramda geçti. Zaten YDS'de beynim yanmış 150 dakika boyunca. Bir de "aracın rüzgarına girip ani fren sonucu yola savrulmak suretiyle arkadan gelen tırın altında kalıp Hakkın rahmetine kavuşmak" gibi bir davranışı anlamak zor geldi. Şimdi düşünüyorum da, LiveLeak'taki videolarda gördüğüm Rus usulü ölümlerin -yamaçtan aşağı bir topun içinde yuvarlanarak ölmek gibi- her gün gördüğüm arkadaşlarımın başına gelmesi, üzerken güldüren bir tecrübe olurdu.

Sonra bu gençlerin ağbisi olarak büyük bir sorumluluk hissettim ve YouTube aracılığıyla, kim bu insanları gaza getiriyor böyle, diye bir arama yaptım. Aşağıda, yaptığım arama sonucunda bulduğum ve bu konuda en fazla izlenen videolardan biri var.


Videodaki kişi Atilla Atay. Eski milli bisikletçi. Kendisine bisiklet kültürü, farkındalık konulu görevler yüklemiş, sonra bisiklet mağazası açmış, çoğu insan için saygıdeğer biri. Tanımak isteyene yardımcı olacak bir video tam burada. (araya girdim, kusuruma bakmayın; kendisi 9. dakikada emniyetli sürüşten, 12. dakikada trafikte saygı görmek için yapılması gerekenlerden filan bahsediyor). Ama konumuz bu değil.

25 Mart 2016 Cuma

Amatör Eğlencesi I: Video Çekim Tekniklerine Paldır Küldür Giriş

Not: Bak kardeş, ben amatörüm. Hem de öyle böyle değil. Zamanında, turda çektiğim teknik yoksunu videoları kurgulayıp bir belgesel yapma hayalim vardı. O konuda biraz daha ayrıntı için buraya, o belgesel denemesinin iki kısa kesiti için buraya ve buraya tıklayabilirsin. Hâlâ o hayalimden vazgeçmiş değilim, gelecek günlerde elimdeki kameracık ile başka işlere girişebilirim ve belki de sonunu getiremem. Olsun, önemli olan denemek. Ha, unutmadan; derli toplu, işi bilen birinden bir şeyler öğrenmek istersen buraya tıkla. "Yok kardeş, ben bu yazıyı okumaya geldim." diyorsan da hoş geldin :)

***

Merhaba herkese. 

Uzun zamandır tura çıkmadıydık. Geçen hafta çevre illerden gelen bisikletçilerle Hazar Gölü'nü turladık. Onlar gidince de kamp ateşiyle, mangalla, çadırımızın üstünde tıpırdayan yağmur damlalarıyla gönlümüzü eyledik. Yetti mi? Yetmedi tabii ki. Bahar da geldi buralara. Siz bilmezsiniz, burada pembe ağaçlı bir burun var, anlatsam güzelliğine inanmazsınız. O burunda ayakkabıyla yürüyemez adam. Ayaklar toprağa çimene dokunmak ister. Ayakkabı taş olur, yerinden kalkmaz. Çıkarırsın, kenara koyup çıplak ayakla gezersin. Ama bunu bu zamanda yapmalısın ki pembe ağaçlarla sarılı olsun etrafın. Öyle işte. Belki yine gideriz oraya.

Sivrice'nin, Hazarbaba'nın baharını anlatmaya kalksam ay biter, yıl biter de zaman yetmez. En iyisi ilk fırsatta gelin gözlerinizle görün.

***

Uzun zamandır elime almamışım kameramı. En son Magic Lantern kurmuştum. Sonra kenara koydum, bir ay olmuş elime almayalı. Barış Özcan'ın şu videosunu izledikten sonra, hah ulan, dedim, benim bir kameram vardı. Ee, madem gaza geldik, ne zamandır almayı düşündüğümüz kitapları da alalım ki tam olsun.

Bu kitapların ikisi de alanında büyük eksiklikleri dolduran kitaplar. İlki, İlker Canikligil'in "Dijital Video ile Sinema". Merak ediyordum, çünkü güncelliğini yitirmiş çeviri kitaplar, yabancıların hazırladığı YouTube kanalları, İnternet'ten indirilmiş e-kitaplar bir yere kadar yardımcı oluyor. İyi bir baskı, akıcı bir Türkçe, bilgilendirici görseller... Okuduktan sonra bu konuda bilgilenmek isteyen arkadaşlarımla elden ele dolaştıracağımız bir kitap olacak muhtemelen. 

Diğer kitap da "DSLR Kameralar ile Kısa Film ve Belgesel Yapımı". Bu kitabın özelliği ise birçok kamera modelini, mikrofon çeşitlerini, kurgu yazılımlarını kısaca tanıtması. Okurken gözüme çarpan ilk sorun, aynı cümlelerin sık sık tekrarlanması oldu ama şimdilik bu kanıya varmak için erken. Daha kitabın başındayım.

Durumlar böyle. Bugün aldığınız kamera, yarına eskimiş oluyor. Ben de bu kitaplardan da faydalanarak elimdeki kamerayı canını çıkarana kadar kullanayım diyorum artık. Ne de olsa  yarına eskimiş olacak, değil mi?

***

Öyle paldır küldür girdik ki video çekim tekniklerine, yazının sonuna geldik. Zaten ben bir şey anlatacak değilim; faydalandığım kaynakları ve ortaya çıkaracağım videoları sizinle paylaşacağım, o kadar. Yukarıdaki iki kitap, dslr kameralarla bir şeyler yapmak isteyenlere yardımcı olacaktır. 

***

Bu ne yahu, fotoğrafsız yazı mı olur? Kenara Pertek Kalesi'nin bir fotoğrafını iliştireyim de insanlar kale görsün.


Sağlıcakla kalın efendim.

16 Mart 2016 Çarşamba

Sivrice Günlükleri: Etkinlikten evvel olan biten

İyice "bisikletli commuter" olup çıktık. Elazığ'da havalar erkenden ısınınca birkaç plan yapıldı tabii ki. Bunlardan en dikkat çekicisi Diyarbakır'dan arkadaşlarımın düzenlediği "İnsan ve Doğa ile Barış" etkinliği.


19 Mart 2016 tarihinde yapılacak olan etkinliğin adresi -her zaman olduğu gibi- Sivrice ilçesi. Katılımcılar Hazar Gölü'nün kıyısında bir araya gelip Sivrice-Plajköy*-Sivrice rotasını izleyerek kamp alanına dönecekler. Burada her katılımcı, kendi şehirlerindeki bisiklet algısını, bisikletin ulaşımdaki yerini anlatacak, fikir alışverişinde bulunacak.

***

Biz de, bu etkinliğin hazırlıklarını tamamlamak amacıyla, 11 martta yola çıktık. Serin havada, köpek havlamaları eşliğinde yaptığımız bir gece sürüşünden sonra, PTT kampında mangalımızı yaparak çadırlarımızın yolunu tuttuk.

Ertesi gün Diyarbakır'dan gelecek olan Tigris Bisiklet Kulübü üyelerini beklerken -yine her zaman olduğu gibi- Fırat Çayevi'nde kahvaltımızı yaptık. Bir yıl evvel de bir araya geldiğimiz Ali ve arkadaşlarıyla gölü turlamak ve uygun rotayı belirlemek için bisikletlerimizle yola çıktık.


***

Etkinliğe Sivrice Belediyesi kamp yeri, Sivrice Kaymakamlığı ise etkinliğin yapılacağı gün dağıtılacak kumanyaları sağlayarak destek verecekler. Böylece Sivrice'nin güzellikleri bir kez daha tanıtılmış olacak.

* Plajköy, o çok sevdiğimiz pembe ağaçlı burnun yakınında bir köy.

3 Mart 2016 Perşembe

Elazığ Adım Adım Bisiklet Şehri Oluyor

Elazığ Valisi Zorluoğlu, Canan Karatay'a "Lahmacun yerken nasıl da yakalandınız!" dedi. 

Ondan sonra daha önemli şeyler de söyledi: Elazığ'da bisiklet kullanımını teşvik edici sözler. İnsanların bisiklet sürmesi gerektiğinden, obezite tehlikesinden, bisiklet yollarından bahsetti.  Niçin? Tabii ki uzun vadede sağlık giderlerini azaltmak için. Çünkü düzenli bisiklet sürmek kardiyovasküler sistem hastalıklarını önlüyor (kardiyovasküler dedim lan, çok havalı oldu :S ), ömrü uzatıyor (gerçi bu, devletin daha uzun süre emekli maaşı vermesi anlamına da geliyor lan, ha-ha!).


Devletin, bisiklet kullanımını arttırmak istemesinin ardındaki bol sıfırlı hesaplar, bir yerlerde yapıladursun; piramidin en altındaki bizler, bütün bunlardan nasıl etkileniyoruz? Son kullanıcısı olduğumuz şehrin arayüzü nasıl değişiyor?

Bu değişim, devlet kademelerinden herkesin -Cumhurbaşkanı'ndan Kaymakam'a, İl Sağlık Müdürü'nden Fen İşleri Müdürü'ne- bisikleti daha sık anmasıyla ilk sinyallerini verdi. Elazığ'da öğrencilere, basın mensuplarına bisikletler dağıtıldı/dağıtılıyor. Bu "daha çok bisikletli" anlamına geliyor. 

Bisikletli sayısının artması, bisiklet yollarının da artmasını gerektiriyor. Kasım 2015'te ŞEHİR İÇİ YOLLARDA BİSİKLET YOLLARI, BİSİKLET İSTASYONLARI VE BİSİKLET PARK YERLERİ TASARIMINA VE YAPIMINA DAİR YÖNETMELİK'in yayımlanması, yurdun dört bir yanında coşkuyla kutlandı (ama çoğu insan açıp okumadı). Bu çok ciddi bir adımdı. Artık rastgele yerlere 40 cm genişliğinde bisiklet yolları yapılamayacaktı; kurallar belliydi. Şimdi top belediyelerdeydi. Elazığ Belediyesi, Zübeyde Hanım Caddesi'nde başlattığı çevre düzenlemesinde bisikletlere de yer ayırdı (gerçi o düzenleme hâlâ tamamlanamadı ama). Bu ise "bisiklete daha aşina gözler" anlamına geliyor.

Organizasyonlara da değinmemek olmaz: 2015 yılında Bisiklet Federasyonu-Palu Kaymakamlığı-Elazığ Valiliği işbirliği ile yapılan Harput-Palu Kültür Yolu Bisiklet Yarışı ve organizasyonun ikinci gününde Gazi Caddesi ve Vali Fahri Bey caddelerinin trafiğe kapatılmasıyla yapılan Şehiriçi Yarışı, birçok vatandaşın bisiklet hakkındaki düşüncelerini değiştirdi. O güne dek televizyonda kanal değiştirirken -tesadüfen- denk geldikleri bisiklet yarışları, şimdi her gün yürüdükleri caddede yapılıyordu. Bununla birlikte, federasyonun elinin değdiği Pertek Dağ Bisikleti Yarışı ile Akçakiraz ve Sivrice Belediyelerinin iki yıldır yaptığı halka açık yarışlar da bisiklete olan ilgiyi arttırdı. 

Şehiriçi Yarışına ilgi büyüktü
Elazığ'a değinmişken, Fırat Üniversitesinden bahsetmemek olmaz. Üniversitenin bisiklet topluluğu FÜBİT, bisiklete meraklı öğrencileri aynı çatı altında toplayarak şehirdeki bisiklet kültürüne önemli katkılar sağladı/sağlıyor.


Bununla birlikte yerel basının bisiklete ilgisi de azımsanmayacak ölçüde. 2015'te, Fransız ve İsviçreli tur bisikletçilerinin tesadüfen Elazığ'da karşılaşmalarını fırsat bilerek yaptığımız canlı yayın, buna güzel bir örnek:



Bakın daha devriye gezen bisikletli polislerden, Elazığ bisiklet piyasasındaki hareketlilikten bahsetmedim bile. Elazığ'da bisikletle ilgili istek var. Bakalım bu istek uzun yıllara yayılabilecek mi?