27 Nisan 2017 Perşembe

Dünyanın Son Günüymüş Gibi: Gülmez Tepesinden Deve Mağarasına

Milletimizin dağlara, tepelere, yerleşim yerlerine isim verme algoritması oldukça eğlenceli, bazen basit, bazen anlaşılmazdır: Uzaktan dağa bakar, koyu renkliyse Karadağ, açık renkliyse Akdağ, ikisinin arasında bir yerlerdeyse Bozdağ, alacalı bulacalıysa Aladağ, giden gelmiyorsa Gidengelmez, zirvesi çok sivriyse İneksığmaz, devesini bağırtıyorsa Devebağırtan, sakalını donduruyorsa Sakaltutan, düzlükteyse Düzyazı. Binlerce örneğini haritalarda görebileceğiniz bu isimlerden bazılarıysa insanı düşündürür, burada kimlerin başına neler geldi acaba, diye. Ölbe Vadisi de bunlardan biri. Yüzyıllarca kervanlara geçit olmuş bu vadi bu sefer de bizi misafir edecekti. 

Cumartesi sabahı kampüste buluştuğumuzda planımızın yarısı kesindi. Kalanını hava şartlarına, yorgun olup olmamamıza göre belirleyecektik. İlk hedefimiz Gülmez tepesiydi. Önceki hafta sonu, kapkara bulutlar bizi kovalarken sürdüğümüz kampüs-Gülmez tepesi rotasını yine sürecek, bu sefer tepeden aşağıya inmeyecek, VOR istasyonunun yolundan Harput'un kuzeyine geçip Anguzu Baba'ya varacaktık. Sonrası Allah kerim.


Kampüsün hemen yukarısında inşaatı devam eden Kuzey Çevre Yolu, tamamlandığında Çaydaçıra mahallesi ile Doğukent'i birbirine bağlayacak (bu cümlenin bir kısmını uydurmuş olabilirim, en azından bunlar gibi iki alakasız yeri birbirine bağlıyordu işte). Bize ise her yol çevre yoluydu.


Rotanın kampüs kısmını kolay geçiyoruz geçmesine de, sıcak hava, etkisini göstermeye başlıyor. Daha yolun başında kendimizi ağaçların gölgesine atıyor, bolca geyik yapıyoruz.


Sizi Murat'la tanıştırmadım daha, değil mi? Murat, Elazığ'da karşılaştığım ilk bisikletçilerden. Dört yılı doldurmuş bir arkadaşlığımız var.