11 Mayıs 2017 Perşembe

Dedeyolu diye bir köy

Bu rotada sürecekler için:

Yol nasıl? Kinederiş rampasını tırmanmaktan sıkıldıysanız veya dağ yollarını seviyorsanız bu rota size göre. Tabii ki dağ bisikletiyle yola çıkmak kaydıyla. Kinederiç rampasının başında Uluova'ya döndüğünüzde 3-4 km boyunca soğuk kaplama yolda sürüyorsunuz. Ardından toprak yol başlıyor ve Gözeli yol ayrımına kadar devam ediyor. Sivrice'ye Dedeyolu ve Alıncık köylerinden geçerek, yaklaşık 45 kilometre sürüş sonrasında varmak mümkün. Arada Dedeyolu Göleti'nin kenarında piknik de yapabilirsiniz.
Köpek var mı? Her köydeki kadar. Bu bölgedeki dağ köylerinde hayvancılık daha yoğun olduğu için serbest dolaşan çoban köpekleriyle karşılaşma ihtimaliniz yüksek. Dikkatli olmakta fayda var.

***

Yine sözleştik, ta çarşamba gününden. Dedik ki, sekiz buçukta Kültür Park'ta buluşalım. Herkes tamam ama birimiz gelmedi, onu bekliyoruz. Kimi? Murat'ı. Yahu nerede bu adam? Ne zaman gelecek? Onu beklerken o kadar konuda konuştuk ki, Moritanya'nın dış politikasına geldiğimizde ancak görünebildi ufukta. Bakalım, önümüzdeki haftalarda keseceğiz cezasını. Şu fotoğraf da onu beklerken çekildi, kanıt olarak dursun.


Geldi ama derdiyle birlikte geldi. Tekeri yine inmiş. Vay babooo. Oturduk tekeri şişirmesini bekliyoruz. Hadi Murat yaa.


Zar zor da olsa on buçukta yola çıkabildik. Bunu ödeyeceksin Murat. Yazdım kenara. Artık sucuk olarak mı olur, baklava olarak mı, bilmem.

Yola çıktık ki o da ne! İmam Efendi Bulvarı'na bisiklet yolu yapmışlar. Hemen test ettik tabii ki. Ben bisiklet yolundan pek anlamam. Konya'da gördüğüm kadarını biliyorum. Bir de bi'ara yönetmeliği okuduydum ama pek aklımda kalmadıydı teferruatı. Murat beğenmedi ama, hemen gördü eksiklikleri.




Hava güzel. Tarlalar yemyeşil. Fıtı fıtı gidiyoruz hohoho.


Yolda geçen hafta bir kamyonun 10 metreden uçup alev aldığı yerden geçiyoruz. Ölen yok, şoförü de son anda kurtarmışlar.


Murat her zaman olduğu gibi isyanlarda. Bazen Murat'ın Elazığ'a belediye başkanı olduğunu hayal ediyorum da, ilk yapacağı iş tüm şehri bisiklet yollarıyla donatmak olurdu herhalde.


Hatta Dedeyolu köyüne dahi bisiklet yolu yapardı. Murat'ı belediye başkanlığıyla kısıtlamamak lazım. Aynı zamanda İl Özel İdaresi Genel Müdürü filan da olmalı ki her köye bisiklet yolu yapılsın.


Yolumuzun üstünde, haritada Kale Tepe olarak geçen, bir höyük var. Burasının, TAY Projesi'nde de adı geçiyor olabilir, emin olamadım şimdi. Etrafının didik didik edilmiş olması, definecilerin buradan umutlu olduğunu gösteriyor.


Kale Tepe'yi biraz geçince, Elazığ sınırları içindeki en güzel köprülerden biri bizi karşılıyor. Böyle bir köprüyle karşılaşıp da önünde fotoğraf çekmemek olmaz.


Buradan geçen trenler, iki tünelden geçip Sivrice'ye, oradan sonra ise, derin ve ürkütücü bir vadi boyunca birçok tünel ve köprüden sonra Maden'e ulaşıyor.



Dedeyolu göletine ilk kez Ali babayla gitmiştim. Güneşin batışına yakın, biraz manzara izleyip dönmüş, yakın zamanda bir kez daha gelmek için planlar yapmıştık. Sonraki denememizde ise Ali babanın kadro kulağı kırılmış, gölete ulaşamadan kös kös geri dönmüştük. Hatta yazısı da şurada:

http://www.turcubaba.com/2016/08/bisiklet-sektorunun-en-buyuk-ihaneti.html

O gün bu gündür, buraya gelmek istiyordum. Ali babayı birkaç gün evvel askere yollamamış olsaydık o da yanımızda olurdu. En büyük asker, bizim asker. Şimdiden özledik Ali baba. Kaç gel. Yok lan, kaçma, şaka yaptım.

Burası tam da kamp yapılacak yer. Alemcilerin burayı keşfetmemiş ve bunu müteakip kirletmemiş olması şaşırtıcı.


Biz de biraz taş sektirip, birkaç selfi çekip Dedeyolu köyüne doğru yol alacağız.


Ama evvela bir toplu fotoğraf...


Cip göletinden daha temiz ve daha sakin bir gölet burası. Cip'in boz bulanık suyu, gürültücü alemcisi, kiri, çöpü... Gerçi Elazığ Belediyesi orayı tekrar ailelerin kullanabileceği bir hâle getirmek için çalışmalara başlamış ama, göreceğiz bakalım.


Uzaklaşırken, birkaç fotoğraf daha.


Hava öğlene doğru bulutlanıyor. Şimdilik yağmur yağmıyor, hava serin. Tam bisiklet havası. Sessiz sakin köy yollarında zaman durmuş gibi.


Eski çiftlikler, bakımsızlıktan yıkılmış evler...


Adettendir, biz de birkaç köy gördü mü, aslında köyde yaşayacaksın aabi, diyenlerdeniz.


Şu eve baksana aabi, yaşanmaz mı burada?


Dedeyolu köyünde yaşlı dedeler evde oturuyor herhalde, sümüklü çocuk da bulamadık ki fotoğrafını çekelim, ha-ha.

Biz de kapı filan çektik. Köy çok güzel aabi ya.


En azından birkaç otantik kırsal yaşam hayvanı gördük. Ayy, koyun mu bu? Ne kadan da datlııı. Ama kötü kokuyooo :(


Yollar beni muttasıl, çekiyordu kendine,
Yol, hep yol, daima yol, bitmiyor düzlük yine.

Şaka şaka, düzlük filan yok, kaçakçı eşeği gibi tırmanıyoruz.


Sonra bir dönemeç daha. Her metrede biraz daha yükseliyoruz, ama karşımızdaki manzara da bir o kadar güzelleşiyor.


Biraz evvel kırışık dede ve sümüklü çocuk avına çıktığımız Dedeyolu'na uzaktan bakıyoruz. Yani Kerem bakıyor, ben fotoğrafını çekiyorum.


Sonra bir şeyler oluyor, viteslerin ayarı bozuluyor, zincirler atmaya başlıyor. Eee, elde alyan çakısı, yetişiyorum hemen (süpermen tişörtü giydiydim de, hava soğuk diye üstüne de uzun kollu giydim. Soğuğa erkeklik olmaz).


Zirveye yaklaşıyoruz. Hazar gölünü görmemize az kaldı. Daha sık dinlenip daha çok fotoğraf çekiyoruz.


Sıradaki iki fotoğraf arasında bir-iki saniye var. Poz verince şöyle oluyor:


Herkes doğalken (Murat hariç) şöyle:


Yıllar önce, Sivrice'ye bisikletle ilk gelişimde, Kinederiş rampasının tepesinden gölü gördüğümde hissettiğime benzer duyguları yaşıyorum yine.


Bu fotoğrafta sağdaki ev var ya. Manzarası muhteşem. Hem göl, hem Hazar Baba dağı. Kıskandım bak şimdi.


Sivrice'nin girişinde müthiş sucuklar yapan bir aile işletmesi var. Yıllardır kaç defa sucuk ekmek yapmak için Sivrice'ye geldik, kimse bahsetmedi ya lan. Ayıp. Neyse ki Sami abi var, haberdar etti bizi oradan. Sonra göl kenarında aldı sazı eline, bir güzel pişirdi sucukları, söylemesi ayıp.


Ee, Sivrice'ye gidince Murat abiyle görüşmemek olmaz. Hemen dağcılıktan açılıyor laf, çakı, kılık kıyafet markaları, tırmanış planları eşliğinde karartıyoruz havayı.


Bu fotoğraf güzel oldu. Ben birazcık Öküzbaş Alyon gibi çıkmışım ama, durduğum yerin yüksekliğinden. Yoksa hepimiz aynı boyutlardayız.


Sonra sohbet, muhabbet. Elazığ'da herkesin birbirini bir şekilde tanıyor olması ilginç. Herkesin kesin bir ortak arkadaşı çıkıyor biraz sohbetten sonra.


Sonrası mı? Karanlığa kaldık daha Kinederiş rampasının tepesinde. Yol bitmek bilmedi.

Sağlıcakla kalın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder