1 Haziran 2017 Perşembe

Yüce Dağ Başında Kayak Merkezi

Bu, Hazarbaba Kayak Merkezi'ne tırmanırken yaktığım türkünün ilk dizesi. Yaz mevsimini bu tür yol bisikleti antrenmanlarıyla geçirmeyi planlıyoruz abimle. Ve tabii ki Elazığ'daki yol bisikletçisi arkadaşlarımla. Planladığımız rotaların belki de en güzeli Elazığ-Sivrice-Kayak Merkezi rotası. Pazartesi sabahı erkenden kalkıp sürdük. Güney Çevre Yolu'ndan Bingöl yol ayrımına süratle inip, Uluova'nın bitmek bilmeyen düzlüğünü sabırla aşıp, Kinederiç rampasını da geride bıraktığınızda hem göl, hem de dağ size hoşgeldin deyince rotanın en tatlı kısmı başlıyor (bu biraz da Eti Cin'in evvela çerçevesini yiyip en sona jöleli kısmını bırakmak gibi). Yalnızca bu kadar mı? Mevsimine göre akasya, iğde ve ıhlamur ağaçlarının, hanımelilerin mis gibi kokularını sabahın beşinde içinize çekmek... (bunu tarif edemediğimden cümle üç noktayla sonlandı)

Pazartesi sabahı abimle rotamız böyleydi. Saat 4'te yola çıkıp, en geç 9'da Elazığ'da olmayı planlıyorduk. Planımız, lastiklerimizin 3 kere patlaması nedeniyle tahmin ettiğimizden daha fazla esnedi. Sonunda Sami abinin yol yardımıyla abim dükkana, ben de işime dönebildik.

Yolda bir de bisikletçiyle karşılaştık. Biz abimle havalimanı kavşağında, yol kenarındaki koruge boruların üstüne yayılmış Sami abinin gelip bizi toparlamasını beklerken, yeşil bir tur bisikleti, ön ve arkada dev gibi heybeler ve bisikleti kullanan dev gibi bir beyefendi önümüzden süzülüp geçiyordu. Her zaman olur ya, bisikletçi görenler yabancı onu zannedip "Hello!" diye seslenir, bu sefer de ben heves edip şansımı deneyeyim dedim, riski göze alıp, merhaba yerine "Hello!" diye seslendim. "Merhaba!" diye karşılık alınca, haa ulan, dedim, demek ki bisikletçi gördüğünde hello demeyeceksin.

Sonra bisikletli beyefendi uzaklaştı, bir ticari taksideki Sami abi ufukta göründü. İçimizi bir huzur kapladı ve dükkana/işe dönebildik.

Sonra ne mi oldu? Ertesi gün, abimin dükkanı temizlemesine yardım ederken, ufukta, Elazığlı olmadığı her hâlinden belli olan biri göründü. Gözlüğünü çıkardı, tabelaya baktı, dükkana girdi, selamlaşmanın ardından anladık ki o, dün selam verdiğimiz bisikletçi, biz de ona selam veren bisikletçileriz. Sonra kısa bir süre sonra yine anladık ki o, benim de çoğu zaman yolumun düştüğü bisikletle.net'in sahibi ve yazarı Mustafa Dorsay. Ve sonra bir kez daha anladık ki, Mustafa Bey, yıllardır dergilerde, gazetelerde, yer yerlerde gördüğümüz iştah açıcı yemek fotoğraflarının çoğunun sahibi, sahibi olmasa dahi yıllarca ardından gelenlere yol göstermiş bir fotoğrafçı.


Bak işte, Dünya küçük. Elazığ daha da küçük.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder